TÜRKİYE’NİN DEMOGRAFİK RİSK RAPORU: 2034 GÖRÜNÜMÜ

Yayınlama: 30.12.2025
72
A+
A-
Sanayi ve Teknoloji Uzmanı

Bu rapor, Dünya Bankası’nın 1960-2024 yılları arasındaki geniş veri setini temel alarak Türkiye’nin demografik dönüşümünü mercek altına almaktadır. Çalışma, sadece tarihsel düşüşü analiz etmemiştir. Aynı zamanda ARIMA ve ETS gibi gelişmiş zaman serisi modelleri aracılığıyla 2034 yılına kadar uzanan stratejik bir projeksiyon sunmaktadır. Türkiye’nin demografik geleceğine ışık tutan bu analiz, aşağıdaki beş temel eksen üzerine kurgulanmıştır:

  1. Kavramsal Çerçeve: Temel demografik göstergelerin tanımı.
  2. Mevcut Durum Analizi: 2024 verileriyle Türkiye’nin bugünkü konumu.
  3. Tarihsel Trend Kırılması Analizi: Sosyo-ekonomik dönüşümün üç perdesi.
  4. Gelecek Projeksiyonu ve Senaryo Analizi: 2034 yılına dair model tahminleri.
  5. Sonuç ve Öneriler: İş dünyası ve kamu politikaları için yol haritası.
  6. KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE METODOLOJİ

Nüfus projeksiyonlarını ve demografik dönüşümü doğru analiz edebilmek için kullanılan temel gösterge Toplam Doğurganlık Hızı’dır (Total Fertility Rate-TFR). Bu kavram, bir ülkenin nüfus dinamiklerini anlamada en kritik “termometre” işlevini görmektedir.

1.1. Tanım ve Anlamı

Toplam Doğurganlık Hızı, bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca (genellikle 15-49 yaş arası), o yıl geçerli olan “Yaşa Özel Doğurganlık Hızlarına” maruz kalması durumunda hayatı boyunca dünyaya getireceği ortalama canlı çocuk sayısını ifade eder.

Bu gösterge “sentetik” (varsayımsal) bir ölçüttür. Yani gerçekte bir kadının hayatı boyunca kaç çocuk doğurduğunu değil, o yılki doğum istatistiklerinin bir kadının hayatına yansıtılması durumunda oluşacak tabloyu gösterir. Bu yönüyle, o yılın demografik eğiliminin anlık bir fotoğrafını çeker.

1.2. TFR’nin Bileşenleri

Toplam Doğurganlık Hızı tek başına bir veri değil, farklı yaş gruplarındaki doğum davranışlarının bir toplamıdır. İki ana bileşenden oluşur:

  1. Doğurganlık Çağı (15-49 Yaş): Demografik analizlerde kadınların biyolojik olarak doğum yapabildiği kabul edilen yaş aralığıdır.
  2. Yaşa Özel Doğurganlık Hızı (ASFR): Belirli bir yaş grubundaki (Örnek: 20-24 yaş) her 1.000 kadına düşen canlı doğum sayısıdır.

TFR’nin Hesaplanması

Her yaş grubu için (15-19, 20-24, …, 45-49) ayrı ayrı hesaplanan doğum hızlarının toplanmasıyla elde edilir. Örneğin, TFR’nin düşmesi, sadece toplam doğumun azalması değil, kadınların doğum yapma yaşını ertelemesi (30 yaş üstüne kaydırması) veya belirli yaş gruplarında doğumun azalması anlamına gelebilir.

1.3. Kritik Eşik: Nüfusun Yenilenme Düzeyi

Analizlerde sıkça referans verilen 2.1 oranı, Birleşmiş Milletler (UN) kuruluşuna göre demografinin “altın oranı”dır. Birleşmiş Milletler Nüfus Departmanı, bir nüfusun dış göç olmaksızın neslini devam ettirebilmesi için gereken bu düzeyi “Nüfus Yenilenme Düzeyi” olarak adlandırır.

Neden 2.0 değil de 2.1?

Bir çiftin (2 kişi) yerini alması için 2 çocuk yeterli gibi görünse de bebek ölümleri, üreme çağına gelemeyen bireyler ve cinsiyet oranı dengesizlikleri nedeniyle, nüfusun sabit kalması için bir kadının ortalama 2.1 çocuk doğurması gerekir.

< 2.1 (Düşük Doğurganlık)

Nüfusun kendini yenileyemediği, uzun vadede yaşlanma ve azalma eğilimine girdiği bölgedir.

< 1.5 (Çok Düşük Doğurganlık)

Genellikle “Demografik Kış” olarak adlandırılan, geri dönüşün çok zor olduğu kriz bölgesidir.

  1. MEVCUT DURUM ANALİZİ

Bu bölüm, Dünya Bankası veri setindeki en güncel veri noktası olan 2024 yılı verileri ışığında Türkiye’nin demografik konumunu analiz etmektedir.

2.1. Verilerin Dili: 1.48 Seviyesi

Türkiye’nin Toplam Doğurganlık Hızı (TFR), 2024 yılı itibarıyla 1.48 seviyesine gerilemiştir. Bu oran, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kaydedilen en düşük seviyedir.

1960 yılında 6.38 olan (kadın başına ortalama 6 çocuk) doğurganlık hızı, geçen 64 yılda yaklaşık %77 oranında azalmıştır.

Özellikle son 10 yıldaki değişim dikkat çekicidir. 2014 yılında 2.19 seviyesinde olan oran, sadece on yıl içinde nüfusun kendini yenileme sınırının (2.1) altına hızla inmiş ve 1.5 kritik eşiğini de aşağı yönlü kırmıştır.

2.2. “Demografik Fırsat”tan “Demografik Şok”a

1.48 verisi, Türkiye’nin artık “Demografik Fırsat Penceresi”nin kapandığını ve “Demografik Şok” evresine girdiğini göstermektedir.

2.2.1. Eşiğinin Anlamı

Analizlerimize göre Türkiye, nüfusun sabit kalması için gereken 2.1 eşiğinin altına kalıcı olarak 2016-2017 döneminde inmiştir. O tarihten bu yana düşüş trendi kesintisiz devam etmektedir.

Doğurganlık hızı düşse de toplam nüfusun hala artıyor olması (Nüfus Momentumu), yanıltıcı bir güven yaratabilir. Ancak 1.48 seviyesi, “tabandaki nüfusun” (0-4 yaş grubu) hızla daraldığını ve gelecekteki nüfus piramidinin tabanının çöktüğünü kanıtlamaktadır.

2.3. Küresel Konumlandırma: Hangi Ligdeyiz?

1.48 doğurganlık hızı ile Türkiye, demografik karakteristiği bakımından Orta Doğu veya gelişmekte olan ülkeler grubundan tamamen kopmuş; Güney Avrupa ve Doğu Asya ülkeleri ile aynı lige yerleşmiştir.

Bu oran Türkiye’yi; Fransa (1.80) ve İngiltere (1.60) gibi sosyal politikalarla doğurganlığı destekleyen ülkelerin altına düşürmüş; İtalya, İspanya ve Yunanistan gibi “hızla yaşlanan Akdeniz ülkeleri” grubuna yaklaştırmıştır.

2.4. Yapısal mı Konjonktürel mi?

Veri setindeki uzun vadeli trend (Trend Analysis) incelendiğinde, bu düşüşün sadece ekonomik konjonktürle açıklanamayacak kadar “yapısal” olduğu görülmektedir. Kentleşme oranının doygunluğa ulaşması, kadınların eğitim süresinin uzaması, evlilik yaşının ötelenmesi ve çekirdek aile yapısının yerleşmesi, 1.48 seviyesinin geçici bir dip değil, yeni normal olduğunu işaret etmektedir.

Bir ülkenin 1.50 seviyesinin altına inmesi (Ultra-Low Fertility Zone), demografi literatüründe genellikle “geri dönüşü çok zor olan bölge” olarak tanımlanır. Türkiye 2024 itibarıyla resmen bu bölgededir.

2.5. Yarım Asırlık Düşüş Trendi ve Kırılma Noktaları

Türkiye’nin demografik dönüşümünün seyri ve 1.48 seviyesine giden tarihsel yolculuk Şekil 1‘de detaylandırılmıştır. Grafik incelendiğinde, düşüş eğiliminin doğrusal olmadığı, aksine üç farklı “kırılma” dönemi içerdiği görülmektedir:

  1. Kentleşme Etkisi ve Hızlı Düşüş (Açık Yeşil Bölge, 1960-1985): Grafiğin sol tarafında, 1960’ta 42 seviyesinden başlayan eğri, oldukça dik bir açıyla aşağı inmektedir. Bu dönem, kırdan kente göçün en yoğun olduğu ve geniş aile yapısının çözüldüğü yılları kapsamaktadır. Grafiğin eksen değerlerine göre, bu hızlı düşüş dönemi 1985 yılında doğurganlık hızı 3.78 seviyesine indiğinde son bulmuştur.
  2. Demografik Fırsat Penceresi (Yeşil Bölge, 1985-2014): 1985 sonrası (378 seviyesinden itibaren) eğrinin eğiminin azaldığı ve daha yatay bir seyir izlediği görülmektedir. Bu dönem, Türkiye’nin nüfus artış hızı ile ekonomik büyüme arasındaki dengeyi en iyi kurduğu “altın çağ”dır. Dönem sonu olan 2014 yılında doğurganlık hızı halen yenilenme sınırının üzerinde, 19 seviyesindedir.
  3. Yaşlanma Başlangıcı ve Kritik Kırılma (Turuncu Bölge, 2014-Günümüz): Grafiğin en çarpıcı noktası, turuncu alanın başladığı 2014 yılı ve sonrasıdır. Bu tarihten itibaren düşüş ivmesi (momentum) tekrar hızlanmış ve 1 (Yenilenme Sınırı) olarak işaretlenen kırmızı kesik çizgi aşağı yönlü kalıcı olarak kırılmıştır. Siyah veri çizgisinin bu kırmızı sınırın altına inmesiyle birlikte Türkiye, demografik olarak “güvenli bölge”den çıkıp, geri dönüşü zor olan “riskli bölge”ye geçiş yapmıştır.

Mevcut 1.48 seviyesi (grafiğin en sağındaki son nokta), bu düşüş trendinin henüz bir taban oluşturmadığını, aksine aşağı yönlü ivmenin (momentum) devam ettiğini görsel olarak kanıtlamaktadır.

Şekil 1: Türkiye’nin Demografik Yolculuğu ve Trend Analizi (1960-2024)

  1. TARİHSEL TREND KIRILMASI ANALİZİ

Türkiye’nin doğurganlık hızı verileri (1960-2024) incelendiğinde, düşüşün doğrusal olmadığı görülmektedir. Veri setine uygulanan Trend Kırılması Analizi, Türkiye’nin demografik tarihinde düşüş hızının (eğimin) istatistiksel olarak değiştiği üç farklı “rejim” olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu analiz, demografik düşüşün hangi dönemlerde hızlandığını, hangi dönemlerde ise durağanlaştığını (yatay seyir) kanıtlamaktadır.

3.1. Kırdan Kente Göç ve Maliyet Baskısı (1. Dönem: Hızlı Düşüş Eğilimi)

1960’lardan 1980’lerin ortasına kadar olan süreçte, trend çizgisinin eğimi oldukça diktir. Bu sert düşüşün temel müsebbibi mekansal değişimdir.

  • Tarım toplumunda “iş gücü” olarak görülen çocuk, kent yaşamında “bakım maliyeti” kalemine dönüşmüştür.
  • Türkiye’nin hızlı kentleşme süreci, hane halkı büyüklüğünü doğal yollarla ve hızla küçültmüştür.

3.2. Kadınların Statüsü ve Eğitim (2. Dönem: Durağanlaşma Eğilimi)

Trendin eğiminin azaldığı ve daha yatay seyrettiği orta dönemde, belirleyici faktör kadınların toplumsal rolündeki değişimdir.

  • Kız çocuklarının okullaşma oranının artması ve kadınların iş gücüne katılımı, ilk evlilik yaşını ertelemiş, ancak nüfus yapısı dengeli bir seyir (2.1- 3.0 aralığı) izlemiştir.
  • Bu dönem, düşüşün durduğu değil, “kontrol altına alındığı” ve demografik fırsat penceresinin en verimli kullanıldığı dönemdir.

3.3. Bireyselleşme, Hukuki Süreçler ve Aile Yapısının Dönüşümü (3. Dönem: Yeni Düşüş Trendi)

2014 sonrası başlayan ve trend çizgisinin tekrar aşağı yönlü kırıldığı son dönemin dinamikleri, sadece ekonomik değil, aynı zamanda kültürel ve hukukidir.

Zihinsel Dönüşüm ve Bireyselleşme

Modernleşme ve küresel akımların etkisiyle (feminizm ve bireysel özgürlük hareketleri), geleneksel “kutsal aile” ve “fedakâr anne” rolleri sorgulanmaya başlanmıştır. Kadınların eğitim ve iş hayatındaki varlığının artması, çocuk sahibi olmayı “toplumsal bir görev” olmaktan çıkarıp, kişisel kariyer hedefleriyle yarışan bir “tercih”e dönüştürmüştür.

Aile Kurumunun Kırılganlaşması

Son yıllarda artan boşanma oranları ve evlilik birliğinin hukuki süreçlerle (nafaka, velayet tartışmaları vb.) daha riskli algılanması, özellikle erkeklerin evliliğe, çiftlerin ise çocuk sahibi olmaya mesafeli durmasına yol açmaktadır. Boşanma hızının artması, doğurganlık süresini kısaltmakta ve ikinci/üçüncü çocuk ihtimalini istatistiksel olarak azaltmaktadır. Türkiye’de doğurganlık, batı ülkelerinin aksine %97 oranında evlilik kurumu içinde gerçekleşmektedir. Bu nedenle artan boşanma oranları ve düşen evlilik hızları, doğurganlık üzerinde doğrudan bir “fren” etkisi yaratmaktadır. Boşanma ile sonuçlanan veya riskli görülen evlilikler, genellikle “tek çocuklu” kalmakta; bu durum nüfusun yenilenmesi için gereken 2. ve 3. çocukların doğma ihtimalini istatistiksel olarak ortadan kaldırmaktadır. Yani boşanma, sadece bir ailenin dağılması değil, doğmamış gelecek nesillerin kaybı anlamına gelmektedir.

Ekonomik Bariyerler: “Maliyet Enflasyonu” ve Barınma Krizi

Son dönemdeki düşüş trendinin (3. Dönem) en somut ve ölçülebilir nedeni, çocuk yetiştirmenin marjinal maliyetindeki dramatik artıştır. Bu durum iki ana başlıkta demografiyi baskılamaktadır:

  1. Barınma Krizi ve Mekânsal Daralma: Geleneksel geniş aile yapısında konut bir “miras” veya “paylaşılan alan” iken, günümüz kent yaşamında en büyük gider kalemi haline gelmiştir.
  • 1+1 Tuzağı: Konut fiyatlarındaki ve kiralardaki fahiş artışlar, yeni evli çiftleri finansal olarak daha küçük metrekareli (1+1 veya 2+1) evlerde yaşamaya zorlamaktadır. Fiziksel alanın darlığı, ikinci veya üçüncü çocuk fikrini “mekânsal” olarak imkânsız kılmaktadır.
  • Yuva Kurma Maliyeti: Evlilik ve ev kurma maliyetlerinin (düğün, eşya, kira depozitosu vb.) astronomik seviyelere ulaşması, evlilik yaşını ötelemekte, bu da biyolojik doğurganlık süresinden çalmaktadır.
  1. “Entansif Ebeveynlik” ve Bakım Maliyetleri: Modern ebeveynlik anlayışı, “Çok çocuk yap, saldım çayıra mevlam kayıra” anlayışından “Az çocuk yap, en iyi imkanlarla büyüt” (Nitelik-Nicelik Takası) anlayışına evrilmiştir.
  • Eğitim Enflasyonu: Devlet okullarına olan güvenin azalması veya rekabetin artması, aileleri özel okul, kurs ve özel ders sarmalına itmiştir. Bir çocuğun “başarılı” bir birey olarak yetiştirilmesinin maliyeti, geçmişe göre reel bazda katlanarak artmıştır.
  • Bakım Hizmetleri: Büyükannelerin torun bakma rolünün azalması ve profesyonel bakıcı/kreş maliyetlerinin bir ebeveynin maaşına yaklaşması, çiftleri (genellikle kadınları) “çalışmak” veya “çocuk bakmak” arasında keskin bir tercihe zorlamaktadır. Bu ekonomik rasyonalite, çoğu zaman tek çocukta karar kılınmasına neden olmaktadır.

Ekonomik teoriye göre; insanlar geleceklerini belirsiz gördüklerinde (yüksek enflasyon ve satın alma gücü erimesi), uzun vadeli ve geri dönüşü olmayan yatırımlardan kaçınırlar. Çocuk sahibi olmak, bir hanenin yapabileceği “en uzun vadeli ve maliyetli” yatırımdır. Dolayısıyla mevcut 1.48 verisi, toplumun geleceğe dair ekonomik güven endeksinin de bir yansımasıdır.

Sosyo-Ekonomik Erteleme: Eğitim Süresi ve Genç İşsizliği

Doğurganlık hızındaki düşüşü sadece kültürel değişimle açıklamak yetersizdir. Genç nüfusun karşı karşıya kaldığı “Hayata Başlama Zorluğu”, demografik verileri doğrudan aşağı çekmektedir. Bu durum iki ana kanaldan işlemektedir:

  1. Erkek İşsizliği ve “Ekmek Getiren” Rolünün Aşınması: Türkiye’nin kültürel kodlarında evlilik, büyük oranda erkeğin “düzenli bir işe” ve “evi geçindirecek gelire” sahip olması şartına bağlıdır.
  • Evlilik Piyasasından Dışlanma: Genç erkek işsizliğinin yüksek seyretmesi, yüz binlerce gencin ekonomik özgürlüğünü kazanamamasına neden olmaktadır. “İşi olmayan” genç erkek, toplumsal normlar gereği evlilik piyasasına girememekte veya girişini (dolayısıyla çocuk sahibi olmayı) 30’lu yaşların ortasına ertelemektedir.
  • Diplomalı İşsizlik: Üniversite mezunu olup iş bulamayan veya beklediği statüde işe giremeyen gençler, “statü tutarsızlığı” yaşamakta ve geleceklerini garanti altına almadan aile kurma riskini almamaktadır.
  1. Üniversiteleşme ve “Uzatılmış Ergenlik”: Yükseköğretimdeki kitlesel artış (her ilde üniversite), gençlerin hayata atılma yaşını istatistiksel olarak 4 ila 6 yıl ötelemiştir.
  • Biyolojik Pencerenin Daralması: Eskiden 20-22 yaşında iş hayatına ve evliliğe adım atan bir nesil varken, bugün yüksek lisans, KPSS hazırlığı ve iş arama süreçleriyle bu yaş 26-28 bandına kaymıştır.
  • Zaman Baskısı: Eğitimin uzaması, kadınların ilk doğum yaşını 29-30’a çekmiştir. Biyolojik saatin kısalması, bir kadının hayatına sığdırabileceği çocuk sayısını matematiksel olarak azaltmaktadır. 30 yaşında ilk çocuğunu doğuran bir annenin, 3. çocuğu yapma ihtimali, 22 yaşında doğuran bir anneye göre istatistiksel olarak çok daha düşüktür.

Gençlerin üniversitede geçirdiği süre ve sonrasındaki işsizlik dönemi, demografide “Sosyal Moratoryum” (Askıya Alma) oluşturmaktadır. Gençler bu sürede “üretken” (çocuk yapan) değil, “tüketen” (aileye bağımlı) konumda kaldıkları için doğurganlık hızı tabana vurmaktadır.

Yükseköğretim ve iş arama süreçlerinin uzaması, gençlerin hayata atılma takvimini kökten değiştirmiştir. Tablo 1’de detaylı olarak karşılaştırıldığı üzere, 1980 nesli için 23 yaşında gerçekleşen “ilk çocuk” deneyimi, günümüz nesli için ekonomik ve sosyolojik zorunluluklar nedeniyle 32 yaş bandına kaymıştır. Bu 9 yıllık gecikme, doğurganlık penceresini daraltan en somut faktördür.

 

Tablo 1: Nesiller Arası “Hayata Başlama” Takvimindeki Kayma

Yaşam Aşaması 1980/90 Nesli (Eski Türkiye) 2020/30 Nesli (Yeni Türkiye) Demografik Etkisi
Eğitim Bitiş 18 – 20 Yaş (Lise/Önlisans) 23 – 25 Yaş (Lisans/Master) Hayata atılma 5 yıl gecikti.
İlk İşe Giriş 20 – 21 Yaş (Erken İstihdam) 24 – 27 Yaş (İşsizlik/Staj) Ekonomik özgürlük ötelendi.
Evlilik Yaşı 22 – 24 Yaş 28 – 32 Yaş “Maruz kalma süresi” kısaldı.
İlk Çocuk 23 – 25 Yaş 30 – 33 Yaş Biyolojik pencere daraldı.
Hedeflenen Çocuk 3 veya daha fazla 1 veya en fazla 2 Kardeşsiz aile yapısı arttı.
Konut Sahipliği 30’lu yaşlarda mümkün 40’lı yaşlarda veya imkânsız Güvenlik hissi kayboldu.

 

  1. GELECEK PROJEKSİYONU VE SENARYO ANALİZİ

Türkiye’nin demografik geleceğini öngörmek amacıyla, zaman serisi analizlerinde “altın standart” kabul edilen iki temel istatistiksel model (ARIMA ve ETS) kullanılmıştır. Her iki model de verideki trendi, ivmeyi (momentum) ve kırılmaları analiz ederek 2034 yılına kadar projeksiyon sunmaktadır.

4.1. Model Güvenilirliği: Hata Payı (MAPE) Nedir?

Bu rapordaki tahminlerin güvenilirliği, “Geriye Dönük Test” yöntemiyle ölçülmüştür. Modellerden, son 5 yılın (2020-2024) verilerini “bilmiyorlarmış gibi” tahmin etmeleri istenmiş ve gerçek sonuçlarla karşılaştırılmıştır.

  • MAPE (Ortalama Mutlak Yüzde Hata): Modelin tahmin ettiği değer ile gerçekleşen değer arasındaki sapma yüzdesidir. Buna göre kullanılan modellerin hata payı %3’ün altındadır.

Bu düşük hata oranı, modellerin Türkiye’nin demografik düşüş trendini çok yüksek bir isabetle takip ettiğini ve 2034 tahminlerinin matematiksel olarak güçlü bir olasılık taşıdığını kanıtlamaktadır. Yani sunulan senaryolar birer “tahmin”den öte, mevcut trendin matematiksel sonucudur.

4.2. Senaryo Analizi: Modellerin Uzlaşısı

Yapay zekâ tabanlı alternatif modeller dışarıda bırakılarak sadece verinin tarihsel trendine odaklanan modeller incelendiğinde, korkutucu bir “Uzlaşı” tablosu ortaya çıkmaktadır. Her iki model de Türkiye’nin 1.0 kritik eşiğinin altına ineceğini öngörmektedir.

Senaryo A: “Güney Koreleşme” Riski (ETS Modeli)

Üstel Düzeltme (ETS) modeli, son yıllardaki (2014-2024) sert düşüş ivmesine daha fazla ağırlık veren modeldir. Mevcut düşüş hızı (momentum) hiçbir dış müdahale olmadan aynen devam ederse, doğurganlık hızı 2034’te 0.93 seviyesine gerileyecektir. Bu senaryo, Türkiye’nin demografik olarak Güney Kore benzeri “Ultra-Düşük Doğurganlık” ligine düşmesi demektir.

Senaryo B: İstatistiksel Baz Senaryo (ARIMA Modeli)

Verideki uzun vadeli ilişkileri analiz eden ARIMA modeli de benzer bir tablo çizmektedir. Model, düşüşün devam edeceğini ve 2034 yılı için 0.93 bandını işaret etmektedir.

İki farklı matematiksel yöntemin (ARIMA ve ETS) aynı noktada buluşması (0.93), bu düşüşün tesadüfi olmadığını, yapısal bir çöküşe işaret ettiğini doğrulamaktadır.

Özetle, modellerin ortak çıktısı nettir: Şekil 2’ye göre düşüş trendi devam edecek ve Türkiye “Ultra-Düşük Doğurganlık” bölgesinde kalıcı hale gelecektir.

Şekil 2: İki Farklı İstatistiksel Modele Göre Doğurganlık Tahminleri

Tablo 2’de aynım zamanda, modellerin yıl bazlı tahminleri ve ortalama tahminleri verilmiştir.

Tablo 2: İki Farklı İstatistiksel Modele Göre Ortalama Doğurganlık Tahminleri

Yıl ETS Tahmini (Trend Odaklı) ARIMA Tahmini (Baz Senaryo) Ortalama Beklenti
2025 1.42 1.42 1.42
2026 1.37 1.37 1.37
2028 1.26 1.26 1.26
2030 1.15 1.15 1.15
2032 1.04 1.04 1.04
2034 0.93 0.93 0.93

 

Modellerin 2034 için 0.93 gibi çok düşük bir seviyede uzlaşması, Türkiye’nin demografik freninin patladığını göstermektedir. 1.0’ın altı, bir toplumun biyolojik olarak kendini yenileme kabiliyetini tamamen yitirdiği “Demografik Kış” bölgesidir.

  1. SONUÇ VE ÖNERİLER

Bu rapor kapsamında yürütülen zaman serisi analizleri, yapısal kırılma testleri ve gelecek projeksiyonları tek bir gerçeği ispatlamaktadır: Türkiye, demografik dönüşümde geri dönüşü olmayan noktayı geride bırakmıştır.

2024 yılı itibarıyla 1.48 seviyesine inen ve modellerin 2034’te 0.93‘e kadar gerileyeceğini öngördüğü doğurganlık hızı; Türkiye’nin artık “büyüyen genç ülke” değil, “hızla yaşlanan ve daralan toplum” kategorisinde yönetilmesi gerektiğini göstermektedir.

5.1. Temel Tespit

Türkiye ekonomisinin son 40 yıldır üzerine inşa edildiği “Genç Nüfus Avantajı” paradigması, veriler ışığında geçerliliğini yitirmiştir.

  • Eski Varsayım: “İş gücü arzımız sınırsız ve ucuz, iç pazarımız sürekli gençleşerek büyüyor.”
  • Yeni Gerçeklik: “İş gücü havuzu daralıyor, nüfus yapısı yaşlanıyor, tüketici profili değişiyor.”
  • Risk: Türkiye’nin en büyük riski, kişi başına düşen milli gelirde gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşmadan (zenginleşmeden), demografik yapıda onlara benzemesidir (yaşlanmasıdır).

5.2. İş Dünyası İçin Riskler ve Eylem Planı

Özel sektör, gelecek 10 yıllık vizyonunu artık “hacimsel büyüme” (daha çok çalışan, daha çok şube) üzerine değil; “verimlilik odaklı derinleşme” (kişi başı katma değer artışı) üzerine kurgulamak zorundadır. Demografik daralma, eski büyüme modellerini matematiksel olarak imkânsız kılmıştır.

Şirketlerin acilen hayata geçirmesi gereken 3 maddelik dönüşüm planı şöyledir:

  1. Yetenek Kıtlığı ve Elde Tutma

Giriş seviyesi pozisyonlar için aday havuzu her yıl %2-3 oranında daralmaktadır. “Dışarıdan hazır yetenek bulma” devri kapanmış, şirket içi akademi devri başlamıştır.

  • Stratejik Risk: Personel devir hızının maliyeti, geçmişe göre katlanarak artacaktır. Giden bir çalışanın yerini doldurmak, eskisi kadar hızlı ve ucuz olmayacaktır.
  • Eylem Planı:
    • İçeriden Yetiştirme: Şirketler, aradığı yetkinliği dışarıda bulamayacağı için, mevcut çalışanlarına yeni yetkinlikler kazandırmayı (teknoloji, liderlik vb.) bir İK faaliyeti değil, stratejik yatırım olarak görmelidir.
    • Bütünsel Çalışan Deneyimi: Sadece maaş rekabeti yeterli değildir. Genç yetenekler için “anlamlı iş”, “psikolojik güvenlik” ve “şeffaf kariyer yolları” sunan; esnek/hibrit çalışma modellerini kurumsallaştıran şirketler ayakta kalacaktır.
    • Güçlü İşveren Markası: Şirket, sadece müşteriye değil, potansiyel çalışana da kendini “satmak” zorundadır.
  1. Zorunlu Otomasyon ve Yapay Zekâ

İnsan kaynağının azalması ve asgari ücret üzerindeki yukarı yönlü baskı, otomasyonu bir “verimlilik tercihi” olmaktan çıkarıp “operasyonel zorunluluk” haline getirmiştir.

  • Stratejik Risk: Emek-yoğun süreçlerde ısrar eden firmalar, artan personel maliyetleri ve bulunamayan iş gücü nedeniyle marj erimesi yaşayacak ve rekabetçi fiyat tutturamayacaktır.
  • Eylem Planı:
    • Dijital İş Gücü: Beyaz yaka operasyonlarında (muhasebe, veri girişi, raporlama) Yapay Zekâ (AI) ve Robotik Süreç Otomasyonu (RPA) yatırımları bugünden yapılmalıdır. Hedef, insanı devreden çıkarmak değil; insanı “veri giren” değil “veriyi yorumlayan” konuma yükseltmektir.
    • Fiziksel Otomasyon (Cobots): Mavi yaka açığının en sert hissedileceği üretim ve lojistik alanlarında, insanla iş birliği içinde çalışan robotlara geçiş hızlandırılmalıdır.
  1. Gümüş Ekonomi

Türkiye’nin medyan yaşı yükselmektedir. “Gençlere pazarlama yapma” takıntısı, şirketlerin asıl büyüyen ve harcama gücü en yüksek olan segmenti (50+ yaş grubu) ıskalamasına neden olmaktadır.

  • Stratejik Risk: Sadece Z kuşağına odaklanan markalar, daralan bir pastadan pay kapmaya çalışırken; büyüyen “ileri yaş” pazarındaki fırsatları rakiplerine kaptıracaktır.
  • Eylem Planı:
    • Ürün ve Hizmet Tasarımı: Perakendeden finansa, teknolojiden konuta kadar her sektör; ürünlerini ileri yaş grubunun ergonomisine, kullanım alışkanlıklarına ve ihtiyaçlarına (sağlık, güvenlik, erişilebilirlik) göre revize etmelidir.
    • Yaşlı Dostu Teknoloji: Sağlık takibi, evde bakım teknolojileri ve yaşlıların sosyalleşmesini sağlayan dijital platformlar, önümüzdeki 10 yılın “Unicorn” adaylarıdır.
    • Tersine Mentorluk: Şirket içindeki deneyimli (50+) çalışanların işten çıkarılması değil; onların deneyiminin gençlere, gençlerin dijital yetkinliğinin ise onlara aktarıldığı mekanizmalar kurulmalıdır.

5.3. Kamu Politikaları İçin Çözüm Haritası

Analizler açıkça göstermektedir ki; Türkiye’deki demografik çöküş, basit bir “kreş eksikliği” sorunu değildir. Sorunun kökünde, Türkiye’ye özgü ağır ekonomik şartların (barınma/iş) ve mevcut hukuk sisteminin yarattığı risk algısının, özellikle erkekler üzerinde oluşturduğu “evlilikten rasyonel kaçış” davranışı yatmaktadır.

Çözüm önerileri, palyatif (geçici) tedbirler yerine bu yapısal gerçeklere dayanmalıdır:

  1. “Süresiz Nafaka” ve Boşanma Hukuku Reformu

Türkiye’de evlilik oranlarının düşmesinin ve boşanma sonrası ikinci evliliklerin azalmasının en kritik nedenlerinden biri, hukuk sisteminin yarattığı “Yüksek Risk” algısıdır.

  • Tespit: Mevcut uygulamada (özellikle süresiz nafaka pratiği ve velayet süreçlerindeki dengesizlikler), boşanmanın mali ve manevi faturası erkekler üzerinde “ömür boyu süren bir borçluluk” sendromu yaratmaktadır. Bu durum, erkeklerin evliliği bir “yuva” değil, potansiyel bir “hukuki ve mali risk” olarak kodlamasına neden olmaktadır.
  • Öneri: Aile hukuku, “cezalandırıcı ve çatışmacı” değil; “adil ve onarıcı” bir yapıya kavuşturulmalıdır.
    • Nafaka Reformu: Nafakanın evlilik süresiyle orantılı olarak sınırlandırılması.
    • Velayet Dengesi: Çocuğun her iki ebeveynle bağını koruyan “ortak velayet”in istisnalar dışında esas alınması.
    • Hukuki Güvenlik: 6284 sayılı kanun kapsamındaki tedbirlerin, mağduriyeti önlerken suiistimallere de kapı aralamayacak şekilde, somut delil mekanizmalarıyla güçlendirilmesi.
    • Sonuç: “Boşanırken hayatım kararır” korkusu bitmeden, evlilik ve doğum istatistikleri düzelmez.
  1. “Evi Geçindiren Erkek” Üzerindeki Vergi Yükünün Sıfırlanması

Türkiye sosyolojisinde evlilik, halen büyük oranda erkeğin ekonomik yeterliliğine (ev/eşya/düzenli gelir) endekslidir. Ancak genç erkek işsizliği ve reel ücretlerin erimesi, bu rolü imkânsız hale getirmiştir.

  • Tespit: Asgari ücret veya biraz üzerinde kazanan bir erkeğin, mevcut kira ve enflasyon ortamında bir aileyi tek başına geçindirmesi matematiksel olarak imkansızdır.
  • Öneri: Devlet, ailenin üzerindeki ekonomik yükü “vergi ortağı” olmaktan çıkarak hafifletmelidir.
    • Tam İstisna: Evli ve çocuklu çalışanların gelir vergisinden tamamen muaf tutulması.
    • Negatif Vergi: Belirli bir gelir düzeyinin altındaki çocuklu ailelere, “Aile Geçindirme İndirimi” gibi sembolik yardımlar yerine, doğrudan maaşa yansıyan ciddi vergi iadeleri sağlanması.
  1. Barınma Krizi ve “Yuva Kurma” Desteği

Türkiye’de doğurganlık hızının 1.48’e çakılmasının en somut ve ölçülebilir ekonomik nedeni, konut fiyatlarıdır.

  • Tespit: Geleneksel yapıda “başını sokacak bir ev” olmadan evlilik gerçekleşmemektedir. Büyükşehirlerdeki kira ve konut fiyatları, gençleri ya evliliği 35 yaşına ertelemeye ya da ebeveyn evinde “uzatılmış ergenlik” yaşamaya zorlamaktadır.
  • Öneri: Barınma politikası, nüfus politikasının temeli sayılmalıdır.
    • Demografik Konut Kredisi: Sadece ilk evliliğini yapan genç çiftlere özel, çok uzun vadeli (20-25 yıl) ve faizsiz/düşük faizli barınma kredileri.
    • Evlilik Lojmanları: Genç evliler için “Sosyal Konut” projelerinde pozitif ayrımcılık ve kota ayrılması. Mekân olmadan (ev olmadan), nüfus olmaz.
  1. İstihdam-Eğitim Dengesizliğinin Giderilmesi

Gençlerin üniversitelerde “diplomalı işsiz” olarak 25-26 yaşına kadar beklemesi, biyolojik saati harcamaktadır.

  • Tespit: Türkiye’de üniversite, bir “meslek edindirme” yeri olmaktan çıkıp, işsizliğin ötelendiği bir bekleme salonuna dönüşmüştür. Bu süre zarfında gençler “üretici” (baba/anne) değil, “tüketici” (öğrenci) konumunda kalmaktadır.
  • Öneri: Hayata başlama yaşı öne çekilmelidir.
    • Erken Meslek: Ara eleman ve mesleki eğitim teşvik edilerek, genç erkeklerin hayata ve kazanca 18-20 yaşlarında atılması sağlanmalıdır.
    • Sonuç: Erken ekonomik özgürlük = Erken evlilik = Daha çok çocuk potansiyeli.

5.4. Kapanış Vizyonu: Yeni Bir “Milli Hedef” Tanımı

Veriler, Türkiye’nin demografik kışa girdiğini tartışmasız bir şekilde ortaya koymaktadır. Ancak çözüm, panikle “doğumları zorla artırma” çabası veya kaderci bir yaklaşımla sadece “teknolojiye kaçış” değildir. Çözüm, bozulan sosyal sözleşmenin (aile kurumu ile devlet/hukuk arasındaki güvenin) yeniden tesis edilmesidir.

Türkiye’nin önündeki yol haritası üç stratejik sacayağı üzerine kurulmalıdır:

  1. “Sayısal” Değil, “Yapısal” Restorasyon

Kısa vadede doğurganlık hızını tekrar 2.1’e çıkarmak, mevcut ekonomik ve hukuki iklimde gerçekçi değildir ve kaynak israfıdır.

  • Yeni Hedef: İlk ve en gerçekçi hedef, serbest düşüşü 50 bandında “Frenlemek ve Stabilize Etmek” olmalıdır.
  • Nasıl?: Bunun yolu, gençleri evlilikten ve ebeveynlikten soğutan hukuki riskleri (nafaka, velayet, 6284 uygulamalarındaki dengesizlikler) ortadan kaldırmaktan geçer. Aile kurumu, gençler için bir “risk alanı” olmaktan çıkarılıp tekrar bir “güven ve sığınak alanı”na dönüştürülmelidir.
  1. “Ucuz İş Gücü” Devrinin Sonu ve Zorunlu Otomasyon

Türkiye, büyüme modelini artık “bol ve ucuz genç nüfus” üzerine kuramaz. Çünkü o nüfus artık yoktur ve geri gelmeyecektir.

  • Yeni Hedef: Eksilen her bir gencin yerini, endüstriyel otomasyon, robotik sistemler ve yapay zekâ ile doldurmak bir tercih değil, ulusal güvenlik meselesidir.
  • Nasıl?: Türkiye, “kalabalıklaşarak” (nüfus artışıyla GSYİH büyümesi) değil, “verimlileşerek” (Kişi Başına Katma Değer artışı) büyümek zorundadır. Sanayi politikası buna göre yeniden yazılmalıdır.
  1. “Çekirdek Aile”den “Güçlü Aile”ye Dönüş

Enflasyonun alım gücünü erittiği, barınma maliyetlerinin bir maaşı tamamen yuttuğu bugünkü konjonktürde, ailelerden “vatanseverlik” motivasyonuyla çocuk yapmalarını beklemek rasyonel değildir. Aile kurumu, ekonomik şoklara karşı savunmasız kalmıştır.

  • Yeni Hedef: “Aile Ekonomik Kalkanı” Devletin yeni rolü, sembolik “doğum yardımı” veya “çocuk parası” dağıtmakla sınırlı kalamaz. Bu yardımlar, modern bir çocuğun yetiştirilme maliyeti yanında etkisizdir. Devletin yeni misyonu; ailenin üzerindeki sabit giderleri (Barınma, Enerji, Gıda Enflasyonu ve Vergi) doğrudan sübvanse ederek, ailenin sağlayıcı rolü üzerindeki “geçim stresini” ortadan kaldırmaktır.
  • Nasıl?:
    • Vergi: Çocuklu ailelerin gelir vergisinden muafiyeti.
    • Enerji: Aile konutlarında elektrik ve doğalgazda artan oranlı “Nüfus İndirimi”.
    • Barınma: Aileyi piyasa koşullarına ezdirmeyen, kira artışlarından koruyan mülkiyet edindirme modelleri.

Yararlanılan Kaynaklar

  • 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu.
  • 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun.
  • Becker, G. S. (1960). An Economic Analysis of Fertility. In G. B. Roberts (Ed.), Demographic and Economic Change in Developed Countries (pp. 209-240). Columbia University Press.
  • Bongaarts, J. (1978). A Framework for Analyzing the Proximate Determinants of Fertility. Population and Development Review, 4, 105-132. https://doi.org/10.2307/1972149.
  • Dünya Bankası (World Bank). (2024). World Development Indicators: Fertility rates, total (births per woman) – Turkey (1960-2024). Washington, D.C.: The World Bank Group.
  • Hyndman, R. J., & Khandakar, Y. (2008). “Automatic time series forecasting: the forecast package for R”. Journal of Statistical Software, 27(3), 1–22. (ARIMA ve ETS Modellemeleri).
  • R Core Team. (2024). R: A Language and Environment for Statistical Computing. R Foundation for Statistical Computing, Vienna, Austria.
  • Singerman, Diane, The Economic Imperatives of Marriage: Emerging Practices and Identities Among Youth in the Middle East (September 2007). Middle East Youth Initiative Working Paper No. 6, Available at SSRN: https://ssrn.com/abstract=1087433 or http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.1087433.
  • TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu). (2025). Doğum İstatistikleri, 2024. Ankara. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Dogum-Istatistikleri-2024-54196.
  • United Nations (2025). World Fertility 2024. UN DESA/POP/2024/TR/NO.11. New York: United Nations.
  • Van De Kaa DJ. Europe’s second demographic transition. Popul Bull. 1987 Mar;42(1):1-59. PMID: 12268395.
  • Wickham, H. (2016). ggplot2: Elegant Graphics for Data Analysis. Springer-Verlag New York.
  • Zeileis, A., Leisch, F., Hornik, K., & Kleiber, C. (2002). “strucchange: An R Package for Testing for Structural Change in Linear Regression Models”. Journal of Statistical Software, 7(2), 1–38.

Kaynak: Sanayi Haber Ajansı

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.