AVRUPALILARIN 2026 İŞGÜCÜ PİYASASI

Yayınlama: 09.01.2026
15
A+
A-
Sanayi Haber Ajansı İstanbul Temsilcisi Ekonomist / Yazar

AVRUPALILARIN 2026 İŞGÜCÜ PİYASASI

Avrupa işgücü piyasası 2026’ya doğru sessiz ama derin bir kırılmanın eşiğinde. Çeşitli araştırmalar ve eğilim analizleri, Avrupalı çalışanların yaklaşık yarısının önümüzdeki iki yıl içinde yeni bir iş arayışına girmeyi düşündüğünü ortaya koyuyor. Ancak bu iddialı niyetin arkasında rahatsız edici bir gerçek yatıyor: İş değiştirmeyi planlayanların büyük bölümü, bu geçişi başarıyla yapabilecek beceri setine, zihinsel hazırlığa ve kurumsal desteğe sahip değil. Avrupa ekonomisi, bu uyumsuzluk nedeniyle ciddi bir verimlilik ve sosyal uyum riskiyle karşı karşıya.

Sessiz Memnuniyetsizlik Dalgası

Avrupa’da iş değiştirme niyetinin bu denli artmasının ardında tek bir neden yok. Pandemi sonrası dönemde yaygınlaşan uzaktan ve hibrit çalışma, çalışanların işten beklentilerini kökten değiştirdi. Esneklik, anlamlı iş, kariyer gelişimi ve ücret-adalet dengesi, klasik “iş güvencesi” kavramının önüne geçti. Özellikle genç ve orta yaşlı çalışanlar, mevcut işlerinin bu beklentileri karşılamadığını düşünüyor.

Buna bir de reel gelirlerdeki erime ekleniyor. Enflasyon baskısı, birçok Avrupa ülkesinde ücret artışlarının önüne geçti. Çalışanlar işte kalıyor ama geçinemiyor; bu da “sessiz istifadan “aktif iş arayışına” geçişi hızlandırıyor. Ancak iş değiştirme niyeti, tek başına bir çözüm değil. Asıl mesele, bu geçişin ne kadar sağlıklı yapılabileceği.

Hazırlıksız Yakalanan İşgücü

İş arayanların önemli bir kısmı, yeni ekonominin talep ettiği becerilerle mevcut yetkinlikleri arasındaki farkın farkında değil. Dijitalleşme, yapay zekâ, yeşil dönüşüm ve veri temelli karar alma gibi alanlar hızla yayılırken; çalışanların büyük bölümü hâlâ geleneksel mesleki profillerle yol almaya çalışıyor. Bu durum, “iş var ama uygun aday yok” paradoksunu derinleştiriyor.

Üstelik hazırlıksızlık yalnızca teknik becerilerle sınırlı değil. Kariyer planlama, mülakat süreçleri, özgeçmiş yönetimi ve mesleki ağ kurma gibi alanlarda da ciddi eksikler var. Uzun yıllar aynı işte çalışmış, kurum içi terfilerle ilerlemiş çalışanlar için dış piyasaya açılmak başlı başına bir şok anlamına geliyor.

Eğitim Sisteminin Gecikmesi

Avrupa’nın güçlü olduğu düşünülen eğitim altyapısı, bu dönüşüm hızına ayak uydurmakta zorlanıyor. Üniversiteler ve mesleki eğitim kurumları, çoğu zaman iş dünyasının güncel ihtiyaçlarını geriden takip ediyor. Mezuniyetle birlikte “öğrenmenin bittiği” algısı ise hâlâ yaygın. Oysa 2026’ya giden yolda asıl ihtiyaç, sürekli ve modüler öğrenme.

Şirket içi eğitim programları da bu boşluğu kapatmakta yetersiz kalıyor. Birçok kurum, kısa vadeli maliyet kaygıları nedeniyle çalışanlarını yeniden beceri kazandırma (reskilling) ve beceri geliştirme (upskilling) yatırımlarından kaçınıyor. Sonuçta çalışanlar, değişmek isteyen ama nasıl değişeceğini bilmeyen bir kitleye dönüşüyor.

Şirketler İçin Çifte Risk

Bu tablo, yalnızca çalışanlar için değil, şirketler için de ciddi riskler barındırıyor. Bir yandan nitelikli iş gücünü kaybetme riski artarken, diğer yandan açık pozisyonları dolduramama sorunu büyüyor. Yüksek çalışan devir hızı, kurumsal hafızanın zayıflamasına ve verimlilik kaybına yol açıyor.

Dahası, hazırlıksız iş değiştirme dalgası ücret enflasyonunu da tetikleyebilir. Talep edilen becerilere sahip sınırlı sayıdaki çalışan, hızla yükselen ücretlerle karşılaşırken; uyumsuz becerilere sahip geniş bir kitle işsiz kalma riskiyle yüz yüze gelebilir. Bu da gelir eşitsizliğini ve toplumsal gerilimi artırır.

Kamu Politikalarının Rolü

Avrupa hükümetleri, bu geçiş sürecinde belirleyici bir role sahip. Aktif işgücü politikaları, yalnızca işsizlik yardımlarıyla sınırlı kalmamalı; beceri dönüşümünü merkeze alan programlarla desteklenmeli. Özellikle orta yaş ve üzeri çalışanlar için hedefli eğitim teşvikleri hayati önem taşıyor.

Ayrıca işgücü piyasası verilerinin daha şeffaf ve erişilebilir hale getirilmesi gerekiyor. Hangi sektörlerde hangi becerilere ihtiyaç var, hangi meslekler hızla daralıyor? Bu sorulara net yanıtlar verilmeden yapılan kariyer tercihleri, hayal kırıklığı üretmeye devam eder.

Bireysel Sorumluluk ve Zihinsel Dönüşüm

Tüm bu yapısal adımların yanında, bireysel sorumluluğun da altı çizilmeli. 2026’ya doğru ilerlerken “bir iş bulurum” rahatlığı yerini “sürekli öğrenirim” anlayışına bırakmak zorunda. Kariyer artık tek bir çizgi değil; dönemsel sıçramalar, yatay geçişler ve hatta geri dönüşlerle şekillenen bir yolculuk.

Bu zihinsel dönüşüm gerçekleşmeden, iş değiştirme niyeti yalnızca geçici bir kaçış olur. Hazırlıksız yakalanan her geçiş, birey için gelir kaybı, özgüven erozyonu ve uzun süreli işsizlik riski demektir.

Sonuç: Niyet Var, Yol Haritası Yok

Avrupalıların yarısının 2026’da yeni iş arayacak olması, tek başına bir kriz işareti değil; aksine değişim arzusunun güçlü bir göstergesi. Asıl sorun, bu arzunun sağlam bir yol haritasıyla desteklenmemesi. Eğitim sistemleri, şirketler, kamu otoriteleri ve bireyler aynı anda harekete geçmediği sürece, bu büyük işgücü hareketliliği fırsattan çok maliyete dönüşebilir.

Önümüzdeki iki yıl, Avrupa için bir sınav niteliğinde. Ya işgücü piyasası bu dönüşümü yönetmeyi başaracak ya da hazırlıksız yakalanan milyonlar, ekonomik ve toplumsal bedeli ağır bir uyumsuzluk dönemine sürüklenecek. 2026’ya giden yol, yalnızca yeni işler değil, yeni beceriler ve yeni bir çalışma kültürü gerektiriyor.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

 

Kaynak: Sanayi Haber Ajansı

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.