Otomasyon, birçok çalışan için belirsizlik ve gelecek kaygısı yaratmaktadır. İş gücünün azalacağı ve bazı rollerin yok olacağı düşüncesi, sahada endişeye neden olmaktadır. Oysa temel soru, otomasyonun insanı işsiz bırakıp bırakmayacağı değil; insanın rolünü nasıl dönüştüreceğidir.
Sanayi dünyasında otomasyon teknolojileri; yeni makineler, robotlar ve akıllı sistemlerle üretim sahalarında giderek daha fazla yer kaplamaktadır. Bu gelişim, kaçınılmaz olarak “İnsanlara hâlâ ihtiyaç olacak mı?” sorusunu gündeme getirmektedir.
Bu soru anlaşılır bir endişeye dayanmaktadır; çünkü otomasyon, doğrudan insan emeğiyle yapılan birçok işi devralmaktadır. Ancak bu değişim süreci çoğu zaman eksik yorumlanmaktadır. Otomasyonun nihai amacı insanı üretimden tamamen çıkarmak değil, insanın süreçteki rolünü niteliksel olarak değiştirmektir.
İşler Yok Olmuyor, Şekil Değiştiriyor
Tarihsel sürece bakıldığında, her büyük teknolojik dönüşüm benzer kaygılar yaratmıştır. Mekanikleşme, bilgisayarlaşma ve şimdi de dijitalleşme… Her biri bazı iş tanımlarını ortadan kaldırmış gibi görünse de, aslında yeni ve daha katma değerli iş alanları yaratmıştır.
Bugün de benzer bir süreç yaşanmaktadır. Otomasyon sayesinde;
Ancak bu durum, insan kaynağının gereksizleştiği anlamına gelmemektedir. Aksine; sistemleri izleyen, yöneten, kriz anında müdahale eden ve iyileştiren insanların rolü daha kritik hale gelmektedir.
Yeni Dönemde “Düşünen İnsan” Öne Çıkıyor
Otomasyonun arttığı bir üretim ortamında, “değer yaratan iş” tanımı değişmektedir. Artık kas gücüyle sadece “yapan” değil, veriye ve sürece bakarak “düşünen” profiller öne çıkmaktadır.
Bugünün fabrikalarında değer yaratan yetkinlik setleri şunlardır:
Bu roller, geleneksel iş tanımlarının ötesindedir. Bu nedenle işletmelerde yaşanan temel sorun, işin azalması değil; çalışanların ne yapacağını, yöneticilerin ise onlardan ne bekleyeceğini tam olarak bilememesidir.
Kaygının Kaynağı Teknoloji Değil, Belirsizliktir
Çalışanlar cephesinde otomasyon, doğru iletişim kurulmadığında “yerimi kaybedeceğim” korkusuyla eşdeğer görülmektedir. Bu düşünce açıkça konuşulmadığında, sahada “sessiz bir direnç” oluşur. Sistemler tam kapasiteyle kullanılmaz, yeni uygulamalar benimsenmez ve öğrenme isteği düşer. Bu durum, teknolojik dönüşümün yavaşlamasına neden olan en büyük faktördür.
Oysa açık bir iletişimle; çalışana rolünün nasıl değişeceği, hangi yeni becerileri kazanması gerektiği ve yeni düzendeki yeri net bir çerçeveyle sunulduğunda, otomasyon bir tehdit olmaktan çıkıp bir fırsata dönüşür.
Yöneticilerin Yeni Rolü: Geçişi Yönetmek
Otomasyon sadece teknik veya operasyonel bir mesele değildir; aynı zamanda sosyolojik bir geçiş sürecidir. Bu geçiş doğru yönetilmezse, ciddi motivasyon kayıplarına ve verim düşüşüne yol açabilir.
Bugünün yöneticilerinden beklenen; yalnızca robotları devreye almak değil, bu sistemlerle insanların nasıl iş birliği yapacağını (Cobot kültürü) tasarlamaktır. “Bu sistem hangi işleri azaltıyor, hangilerini dönüştürüyor ve ekibim buna nasıl hazırlanacak?” sorusuna yanıt verilmediğinde, otomasyon potansiyelini gerçekleştiremez.
Gerçek Risk: Otomasyona Uyum Sağlayamamak
İşletmeler ve çalışanlar için asıl risk, otomasyonun gelmesi değil; bu değişime uyum sağlayamamaktır. Bugün rekabet avantajı, en fazla robota sahip olan firmalarda değil; insan kaynağını bu yeni teknolojiye en hızlı adapte edebilen organizasyonlarda oluşmaktadır.
Otomasyon sadece bir maliyet düşürme aracı olarak görülürse, uzun vadede en büyük bedel nitelikli insan kaynağı kaybıyla ödenir. Oysa doğru yönetildiğinde; insanlar daha nitelikli işlere yönelir, öğrenme kültürü güçlenir ve karar kalitesi artar.
Otomasyon Bir İnsan Stratejisidir
Sanayide otomasyon projelerinin büyük kısmı teknik ekipler tarafından yürütülmektedir. Ancak bu projelerin başarısı, insan boyutu planlanmadan mümkün değildir. Otomasyon, bir teknoloji yatırımı olduğu kadar, stratejik bir insan kaynağı planlamasıdır. Bu strateji net değilse, makineler çalışır ancak işletme gerçek potansiyeline ulaşamaz.
Kaynak: Sanayi Haber Ajansı