2025 yılının son çeyreğine ilişkin işgücü verileri, ilk bakışta olumlu bir tabloya işaret ediyor. Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranının %8,2’ye gerilemesi, son dönemde ekonominin en çok ihtiyaç duyduğu “istikrar hissini destekler nitelikte. Ancak rakamların biraz altına indiğimizde, bu iyileşmenin ne ölçüde kalıcı ve kapsayıcı olduğu sorusu hâlâ canlılığını koruyor.
İşsizlikte Düşüş: Nicelik Var, Nitelik Tartışmalı
Cinsiyet kırılımı bu noktada önemli bir eşitsizliği net biçimde ortaya koyuyor. Erkeklerde işsizlik oranı %6,7 seviyesindeyken, kadınlarda bu oran %11,1. Aradaki fark, sadece konjonktürel değil; yapısal. Kadınların işgücüne erişimde yaşadığı sorunlar, bu çeyrekte de kapanmak yerine korunmuş görünüyor.

İstihdam Artıyor Ama Kimler İçin?
İstihdam edilenlerin sayısının çeyreklik bazda 136 bin kişi artması, yüzeyde güçlü bir performans gibi okunabilir. Ancak istihdam oranının sadece 0,1 puan artarak %49,1’de kalması, nüfus artışı ve demografik dinamikler düşünüldüğünde sınırlı bir kazanıma işaret ediyor.
Erkeklerde istihdam oranı %66,7 iken kadınlarda %31,9 seviyesinde. Bu tablo, Türkiye’de büyümenin hâlâ erkek ağırlıklı bir istihdam yapısı üzerinden ilerlediğini, kadın emeğinin ise potansiyelinin oldukça altında kullanıldığını gösteriyor.
İşgücüne Katılım: Artış Var Ama Kırılgan
İşgücüne katılma oranının %53,5’e yükselmesi, özellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde önemli bir gösterge. İnsanların iş aramaktan vazgeçmediğini, piyasa ile bağlarını koparmadığını gösteriyor. Ancak burada da cinsiyet farkı belirleyici: Erkeklerde katılım %71,5, kadınlarda ise yalnızca %35,9.
Bu fark, işsizlik oranındaki iyileşmenin neden toplumun tamamında aynı etkiyi yaratmadığını da açıklıyor. Kadınlar işsiz sayısına tam olarak yansımayan, “görünmez işgücü” alanında kalmaya devam ediyor.
Genç İşsizliği: Düşüş Var Ama Seviye Yüksek
Genç nüfusta işsizlik oranının %14,9’a gerilemesi olumlu bir gelişme. Ancak bu oran hâlâ genel işsizlik oranının neredeyse iki katı. Üstelik genç kadınlarda işsizlik oranının %20,7 olması, eğitim-istihdam geçişinin özellikle kadınlar için ne kadar zorlaştığını ortaya koyuyor.
Bu durum, genç işsizliğinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir risk alanı olmaya devam ettiğini gösteriyor.
Sektörel Yapı: Hizmetler Lokomotif, Tarım Geriliyor
İstihdamın %59,3’ünün hizmet sektöründe yoğunlaşması, Türkiye ekonomisinin yapısal dönüşümünü teyit ediyor. Sanayi ve hizmetlerde istihdam artarken, tarımda 33 bin kişilik düşüş dikkat çekiyor.
Bu tablo iki yönlü okunabilir:
Sanayi istihdamındaki artış olumlu olsa da toplam payın %20’de kalması, üretim temelli büyümenin hâlâ sınırlı kaldığını düşündürüyor.
Çalışma Süresi: Verimlilik Sinyali Zayıf
Haftalık ortalama fiili çalışma süresinin 42,6 saatte sabit kalması, istihdam artışının daha çok mevcut çalışma düzeni içinde gerçekleştiğini gösteriyor. Verimlilik artışına dair güçlü bir sinyal henüz yok. Bu da orta vadede ücretler ve refah artışı açısından soru işaretleri yaratıyor.
Atıl İşgücü: Gerçek Fotoğraf Burada
Belki de verilerin en kritik başlığı atıl işgücü oranı. %29,0’luk seviye, her üç kişiden birinin ya işsiz ya eksik istihdamda ya da potansiyel işgücü konumunda olduğunu gösteriyor. İşsizlik oranı %8,2 iken bu geniş tanımlı göstergenin bu kadar yüksek olması, piyasanın gerçek kapasite kullanımını açık biçimde ortaya koyuyor.
GENEL DEĞERLENDİRME
2025’in son çeyreği itibarıyla işgücü piyasası sert bozulmalar yaşamayan ama güçlü bir iyileşme de üretmeyen bir denge noktasında bulunuyor. İşsizlikteki düşüş ve istihdam artışı olumlu; ancak kadınlar, gençler ve nitelikli işgücü açısından tablo hâlâ kırılgan.
Özetle, rakamlar “kötüleşmiyoruz” diyor ama henüz “güçleniyoruz” demiyor. Bu da önümüzdeki dönemde işgücü politikalarında nicelikten çok niteliğe, kapsayıcılığa ve verimliliğe odaklanılması gerektiğini net biçimde ortaya koyuyor.
Kaynak: Sanayi Haber Ajansı