TÜRKİYE’DE HAMMADDE VE ARA MAL ÜRETİMİ

Yayınlama: 21.02.2026
1
A+
A-
Sanayi Haber Ajansı İstanbul Temsilcisi Ekonomist / Yazar

Türkiye ekonomisi uzun yıllardır sanayi üretimi, ihracat ve büyüme ekseninde tartışılıyor. Ancak bu tartışmaların çoğu, nihai ürünlere ve markalara odaklanırken, sanayinin görünmeyen ama hayati bir katmanı çoğu zaman arka planda kalıyor: hammadde ve ara mal üretimi. Oysa sanayinin rekabet gücünü, dışa bağımlılığını ve krizlere karşı dayanıklılığını belirleyen esas unsur tam da bu alan. Türkiye’de hammadde ve ara mal üretimi, bir yandan büyümenin taşıyıcı kolonlarından biri olurken, diğer yandan yapısal kırılganlıkların da en net biçimde gözlemlendiği alan olarak öne çıkıyor.

SANAYİNİN TEMEL TAŞI: HAMMADDE VE ARA MAL

Hammadde, üretimin başlangıç noktasıdır; madenler, tarımsal ürünler, enerji kaynakları bu gruba girer. Ara mallar ise bu hammaddelerin işlenmesiyle ortaya çıkan ve nihai ürünlerin üretiminde kullanılan girdilerdir. Çelik, plastik granül, kimyasal bileşenler, tekstil ipliği, elektronik parçalar bu kapsamda değerlendirilir. Sanayi ekonomilerinde ara malların payı büyüdükçe, üretim zinciri derinleşir ve katma değer ülke içinde kalır.

Türkiye’de ise tablo karmaşıktır. Ülke, belirli hammaddelerde görece güçlü bir üretici konumundayken, birçok kritik ara malda dışa bağımlıdır. Bu durum, özellikle küresel kriz dönemlerinde maliyet artışları ve tedarik zinciri sorunları üzerinden sanayiye doğrudan yansımaktadır.

TÜRKİYE’NİN HAMMADDE POTANSİYELİ

Türkiye, jeolojik ve coğrafi açıdan zengin bir hammadde potansiyeline sahiptir. Bor minerallerinde dünya rezervlerinin önemli bir bölümünü elinde bulundurur. Mermer, doğal taş, krom, feldspat ve manyezit gibi madenlerde küresel ölçekte önemli bir üreticidir. Tarımsal hammaddelerde ise iklim çeşitliliği sayesinde geniş bir ürün yelpazesi mevcuttur.

Ancak bu potansiyel, çoğu zaman düşük katma değerli biçimde değerlendirilir. Madenlerin önemli bir kısmı ham veya yarı işlenmiş halde ihraç edilirken, bu hammaddelerden üretilen ileri teknoloji ürünler yüksek bedellerle ithal edilmektedir. Bu durum, “hammadde zengini ama sanayi girdisinde bağımlı” bir ekonomik yapıyı beraberinde getirmektedir.

ARA MAL ÜRETİMİNDE DIŞA BAĞIMLILIK

Türkiye sanayisinin en zayıf halkalarından biri ara mal üretimidir. Özellikle kimya, petrokimya, elektronik bileşenler, makine aksamları ve ileri malzeme teknolojilerinde ithalat bağımlılığı yüksektir. Sanayi üretiminde kullanılan girdilerin yaklaşık yüzde 70’inin ithal olması, bu bağımlılığın boyutunu net biçimde ortaya koymaktadır.

Bu tablo, döviz kurlarındaki dalgalanmalara karşı sanayiyi kırılgan hale getirir. Kur yükseldiğinde maliyetler artar, rekabet gücü zayıflar; kur düştüğünde ise ithalata dayalı üretim cazip hale gelerek yerli ara mal üretiminin gelişmesini zorlaştırır. Böylece bir kısır döngü oluşur.

KÜRESEL KRİZLER VE TEDARİK ZİNCİRİ GERÇEĞİ

Son yıllarda yaşanan küresel gelişmeler, ara mal üretiminin stratejik önemini daha görünür kıldı. Pandemi süreci, ardından gelen jeopolitik gerilimler ve ticaret savaşları, küresel tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Çin merkezli üretim ağlarına aşırı bağımlılık, Avrupa ve ABD başta olmak üzere birçok ülkeyi alternatif üretim merkezleri arayışına itti.

Bu süreçte Türkiye, coğrafi konumu ve sanayi altyapısıyla potansiyel bir “yakın üretim” merkezi olarak öne çıktı. Ancak bu fırsatın kalıcı bir avantaja dönüşebilmesi, sadece montaj ve nihai üretimle değil, güçlü bir ara mal sanayisiyle mümkündür. Aksi halde Türkiye, küresel zincirde düşük katma değerli bir halka olarak kalma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

KAMU POLİTİKALARI VE SANAYİ STRATEJİSİ

Türkiye’de hammadde ve ara mal üretimini geliştirmeye yönelik politikalar uzun süredir gündemde. Yerli üretimin teşviki, ithal ikamesi, stratejik sektörlerin desteklenmesi gibi başlıklar plan ve programlarda sıkça yer alıyor. Ancak uygulamada parçalı ve kısa vadeli yaklaşımlar öne çıkıyor.

Oysa ara mal üretimi, uzun soluklu yatırımlar, güçlü Ar-GE altyapısı ve nitelikli insan kaynağı gerektirir. Petrokimya tesisleri, ileri kimya üretimi, yarı iletkenler veya özel alaşımlar gibi alanlar, yıllar süren planlama ve yüksek sermaye ihtiyacıyla öne çıkar. Bu nedenle devletin rolü, sadece teşvik vermekle sınırlı kalmamalı; koordinasyon, ölçek ekonomisi ve teknolojik dönüşüm açısından da yönlendirici olmalıdır.

VERİLER NE SÖYLÜYOR?

Resmî istatistikler, Türkiye’de sanayi üretiminin büyümesine rağmen ithal ara mal bağımlılığının kalıcı olduğunu ortaya koyuyor. TÜİK verilerine göre imalat sanayinde kullanılan girdilerin büyük kısmı ithalat yoluyla temin ediliyor. Bu durum, dış ticaret açığının kronikleşmesinde de belirleyici bir rol oynuyor.

Uluslararası karşılaştırmalar da benzer bir tabloyu yansıtıyor. OECD ülkeleri içinde Türkiye, ara mal ithalatının toplam ithalat içindeki payı açısından üst sıralarda yer alıyor. Almanya ve Güney Kore gibi sanayi ülkeleri ise güçlü ara mal ve makine üretimi sayesinde ihracatlarında yüksek katma değer elde edebiliyor.

KATMA DEĞER VE TEKNOLOJİ BAĞLANTISI

Ara mal üretimi ile teknoloji seviyesi arasında doğrudan bir ilişki bulunur. Düşük teknolojiye dayalı ara mallar, fiyat rekabetine açıktır ve kâr marjları sınırlıdır. Yüksek teknoloji içeren ara mallar ise hem ihracatta hem de iç pazarda stratejik bir üstünlük sağlar.

Türkiye’nin bu noktada önünde iki yol bulunuyor: Ya düşük katma değerli ara mallarda rekabet etmeye devam edecek ya da teknoloji yoğun üretime yönelerek küresel değer zincirinde yukarı tırmanacak. İkinci yol, eğitimden Ar-GE’ye, finansmandan sanayi politikalarına kadar bütüncül bir dönüşümü zorunlu kılıyor.

GELECEĞE DAİR BİR DEĞERLENDİRME

Türkiye’de hammadde ve ara mal üretimi, sanayinin görünmeyen ama belirleyici unsuru olmaya devam ediyor. Bu alandaki yapısal sorunlar çözülmeden, sürdürülebilir büyüme ve dış ticaret dengesinin sağlanması zor görünüyor. Küresel sistemin yeniden şekillendiği bir dönemde, üretim zincirinin alt halkalarında kalmak yerine, daha derin ve güçlü bir sanayi yapısı inşa etmek kritik önem taşıyor.

Sonuç olarak, Türkiye için asıl mesele “ne kadar ürettiği” değil, “neyi ve nasıl ürettiği” sorusunda düğümleniyor. Hammadde ve ara mal üretimini stratejik bir öncelik haline getiren, uzun vadeli ve tutarlı politikalar hayata geçirilebildiği ölçüde, sanayinin omurgası güçlenecek; ekonomi dış şoklara karşı daha dayanıklı bir yapıya kavuşacaktır.

 

 

Kaynak: Sanayi Haber Ajansı

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.