Avrupa Birliği (AB), son yıllarda art arda yaşanan küresel krizlerin ardından ekonomik egemenlik ve stratejik özerklik kavramlarını merkeze alan yeni bir sanayi politikasını hızla hayata geçirmeye hazırlanıyor. Tedarik zincirlerinde pandemiyle başlayan kırılmalar, Rusya-Ukrayna savaşıyla derinleşen enerji krizi ve Çin ile ABD arasındaki jeoekonomik rekabet, AB’yi üretim kapasitesini yeniden düşünmeye zorladı. Bu çerçevede gündeme gelen ve kamuoyunda “Made in Europe” hamlesi olarak anılan yeni yasa paketi, Avrupa’nın sanayi ve ticaret politikasında önemli bir dönüm noktası olma iddiası taşıyor.
Küresel Rekabetten Stratejik Özerkliğe
Avrupa Birliği uzun yıllar boyunca küresel ticaretin serbestleşmesini savunan, üretimin önemli bir bölümünü düşük maliyetli üçüncü ülkelere kaydıran bir ekonomik model izledi. Ancak bu model, özellikle stratejik sektörlerde dışa bağımlılığı artırdı. Mikroçipten bataryaya, ilaç hammaddesinden savunma sanayii bileşenlerine kadar pek çok alanda AB’nin dış tedarikçilere bağımlı hale gelmesi, kriz dönemlerinde ciddi riskler yarattı.
“Made in Europe” yaklaşımı tam da bu noktada devreye giriyor. Yeni yasa ile hedeflenen temel amaç, kritik ürünlerin Avrupa içinde üretilmesini teşvik etmek, AB sanayisini yeniden güçlendirmek ve küresel rekabette daha dayanıklı bir yapı oluşturmak. Bu hamle, bir yönüyle ABD’nin “Buy American” politikalarına, diğer yönüyle Çin’in devlet destekli sanayi stratejilerine verilen bir yanıt olarak da okunabilir.

Yeni Yasanın Temel Çerçevesi
Hazırlıkları süren “Made in Europe” yasası, AB iç pazarında satılan belirli stratejik ürünler için Avrupa menşeli üretimi öne çıkaran düzenlemeler içermeyi amaçlıyor. Yasa kapsamında, kamu alımlarında Avrupa’da üretilmiş ürünlere öncelik verilmesi, devlet yardımlarının yerli üretimi destekleyecek şekilde esnetilmesi ve bazı sektörlerde asgari Avrupa üretim oranları belirlenmesi gündemde.
Özellikle yeşil dönüşüm ve dijitalleşme ile doğrudan bağlantılı sektörler yasa kapsamının merkezinde yer alıyor. Yenilenebilir enerji ekipmanları, elektrikli araç bataryaları, yarı iletkenler, savunma sanayii ürünleri ve kritik hammaddelerin işlenmesi gibi alanlar, AB’nin stratejik öncelikleri arasında bulunuyor. Bu alanlarda “Avrupa’da üret, Avrupa’da tüket” anlayışının güçlendirilmesi hedefleniyor.
Sanayi Politikalarında Yeni Dönem
“Made in Europe” hamlesi, AB’nin uzun süredir mesafeli durduğu aktif sanayi politikalarına daha cesur bir dönüşü de temsil ediyor. Birlik, rekabet hukuku ve devlet yardımları konusundaki katı kurallarıyla bilinirken, yeni dönemde bu kuralların stratejik sektörler için daha esnek uygulanması öngörülüyor. Amaç, Avrupalı firmaların küresel ölçekte rekabet edebilecek büyüklükte ve teknolojik kapasitede olmasını sağlamak.
Bu yaklaşım, özellikle Almanya ve Fransa gibi büyük sanayi ekonomileri tarafından güçlü şekilde destekleniyor. Ancak küçük ve orta ölçekli üye ülkelerde, büyük firmaların daha fazla avantaj sağlayacağı ve iç pazarda dengesizliklerin artabileceği yönünde kaygılar da dile getiriliyor. Yasanın nihai şekli, bu hassas dengeyi nasıl kuracağı açısından belirleyici olacak.
Ticaret Ortaklarıyla Gerilim Riski
AB’nin “Made in Europe” yönelimi, küresel ticaret ilişkileri açısından da önemli sonuçlar doğurabilir. Üçüncü ülkelerden ithal edilen ürünlere dolaylı kısıtlamalar getirilmesi, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarıyla uyum tartışmalarını beraberinde getiriyor. Özellikle Çin, Güney Kore ve Türkiye gibi AB ile yoğun ticaret ilişkisi bulunan ülkeler açısından yeni düzenlemelerin etkileri yakından izleniyor.
AB Komisyonu ise bu hamlenin korumacılık değil, adil rekabet ve tedarik güvenliği amacı taşıdığını vurguluyor. Buna göre, Avrupa’da üretimi teşvik eden politikalar, küresel ticareti tamamen dışlamadan, stratejik alanlarda denge kurmayı hedefliyor. Ancak uygulamada bu sınırın ne ölçüde korunabileceği önemli bir tartışma konusu.
Yeşil ve Dijital Dönüşümle Bağlantı
“Made in Europe” yasasının en dikkat çekici yönlerinden biri, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve dijital dönüşüm hedefleriyle doğrudan bağlantılı olması. AB, karbon nötr bir ekonomi hedeflerken, bu dönüşüm için gerekli teknolojilerin büyük ölçüde Avrupa dışında üretilmesini stratejik bir risk olarak görüyor. Güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve batarya teknolojilerinde Asya’ya olan bağımlılık, yeni yasa ile azaltılmak isteniyor.
Aynı şekilde dijital altyapı ve yapay zekâ gibi alanlarda da Avrupa menşeli çözümlerin desteklenmesi hedefleniyor. Bu yaklaşım, sadece ekonomik değil, veri güvenliği ve teknolojik egemenlik açısından da önem taşıyor.
Türkiye Açısından Olası Etkiler
AB’nin “Made in Europe” hamlesi, Türkiye gibi Gümrük Birliği içinde yer alan ancak AB üyesi olmayan ülkeler açısından da yakından takip edilmesi gereken bir gelişme. Türkiye, uzun yıllardır Avrupa sanayisinin önemli bir üretim ve tedarik üssü konumunda bulunuyor. Yeni düzenlemeler, bazı sektörlerde Türkiye’nin rekabet avantajını sınırlayabilirken, diğer yandan Avrupa’ya yakın üretim merkezi olma özelliğini daha da güçlendirebilir.
Özellikle yeşil dönüşüm ve yüksek katma değerli üretim alanlarında Türkiye’nin uyum sağlaması, AB ile ekonomik entegrasyonun geleceği açısından kritik önem taşıyor. “Made in Europe” yaklaşımı, Türkiye için hem riskler hem de yeni fırsatlar barındırıyor.
Sonuç: Avrupa Yeni Bir Yol Ayrımında
AB’nin “Made in Europe” hamlesi, sadece bir sanayi yasası değil, aynı zamanda Avrupa’nın küresel sistemde kendine biçtiği yeni rolün de bir yansıması. Serbest ticaret ile stratejik özerklik arasındaki dengeyi yeniden kurmaya çalışan Birlik, bu adımla üretim kapasitesini, teknolojik gücünü ve ekonomik dayanıklılığını artırmayı hedefliyor.
Önümüzdeki dönemde yasanın içeriği netleştikçe hem AB içindeki güç dengeleri hem de küresel ticaret ilişkileri üzerinde önemli etkiler yaratması bekleniyor. “Made in Europe” etiketi, Avrupa için yalnızca bir menşe ifadesi değil, aynı zamanda yeni bir ekonomik vizyonun sembolü olma yolunda ilerliyor.
Kaynak: Sanayi Haber Ajansı