DİJİTAL ÜRETİMİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ

Yayınlama: 13.01.2026
0
A+
A-
Sanayi Haber Ajansı İstanbul Temsilcisi Ekonomist / Yazar

Dijitalleşmenin küresel ölçekte üretim yapısını dönüştürdüğü bir çağdan geçiyoruz. Nesnelerin internetinden yapay zekâya, bulut teknolojilerinden otonom sistemlere kadar genişleyen dijital üretim ekosistemi artık yalnızca ekonomik büyümenin değil, aynı zamanda stratejik rekabetin ana ekseni haline geldi. Ancak bu büyük dönüşüm, beraberinde kritik bir tartışmayı da gündeme taşıyor: Dijital üretim gerçekten sürdürülebilir mi? Veri merkezlerinin enerji tüketimi, tedarik zincirlerinde dijital bağımlılık, elektronik atık, bulut mimarisinin karbon ayak izi ve algoritmik verimliliğin çevresel etkisi artık her ülkenin yanıt aradığı sorular arasında.

Aşağıdaki satırlarda, dijital üretimin sürdürülebilirliğinin hangi risklerle sınandığını, bu riskleri aşmak için hangi politikaların gündeme geldiğini ve Türkiye’nin bu alandaki stratejik fırsatlarını ele alıyoruz.

Veri Merkezleri: Dijital Ekosistemin Görünmeyen Enerji Devleri

Günümüzde dijital üretimin omurgasını oluşturan veri merkezleri hem küresel hem de ulusal ölçekte enerji tüketiminin en hızlı büyüyen kaynaklarından biri. Yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşması, yüksek hacimli makine öğrenimi eğitimleri ve büyük veri işleme operasyonları enerji ihtiyacını katlayarak artırıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın tahminlerine göre, 2026’ya kadar veri merkezlerinin küresel elektrik talebindeki payı iki katına çıkabilir.

Bu tablo, “dijital = temiz” algısının aslında oldukça eksik bir okuma olduğuna işaret ediyor. Çünkü dijital üretim her ne kadar fiziksel üretime göre karbon yoğunluğu düşük bir alan gibi görünse de arka plandaki enerji ihtiyacı çoğu zaman göz ardı ediliyor.

Sürdürülebilirliği tehdit eden üç temel unsur öne çıkıyor:

Elektrik ihtiyacındaki hızlı artış

Yüksek işlem kapasitesine sahip çipler ve soğutma sistemleri yoğun enerji tüketiyor. Özellikle generatif yapay zekâ modellerinin eğitilmesi sırasında kullanılan elektrik miktarı, orta ölçekli bir şehrin günlük tüketimini aşabiliyor.

Soğutma sistemlerinin su kullanımı

Bir veri merkezinin yıllık su tüketimi yüz milyonlarca litrelere ulaşabiliyor. Bu durum özellikle su stresi yaşayan ülkelerde ciddi bir kaynak baskısı yaratıyor.

Karbon emisyonlarının dolaylı etkisi

Veri merkezlerinin elektriği büyük oranda fosil yakıtlardan besleniyorsa, dijital üretimin karbon ayak izi de aynı ölçüde ağırlaşıyor.

Bu nedenle son dönemde dünyanın önde gelen teknoloji şirketleri, yenilenebilir enerji anlaşmalarını genişletiyor, yapay zekâ modellerinde enerji verimliliğini artıran yeni mimariler geliştiriyor ve veri merkezlerini daha soğuk bölgelere taşıyarak çevresel etkilerini azaltmaya çalışıyor.

Elektronik Atıklar: Dijitalleşmenin Karanlık Arka Bahçesi

Dijital üretimin sürdürülebilirliğini tehdit eden en kritik başlıklardan biri de elektronik atıkların (e-atık) kontrolsüz şekilde büyümesi. Küresel e-atık hacmi her yıl yaklaşık 60 milyon ton artarken, geri dönüşüm oranı hâlâ yüzde 25–30 seviyelerinde. Üstelik çip, batarya, ekran ve yarı iletken içeren her ürün insan sağlığı için riskli kimyasallar barındırıyor.

Dijital üretim zincirindeki hızlı ürün eskimesi, yazılım güncellemeleri nedeniyle cihazların ömrünün kısalması ve sürekli yeni versiyonların piyasaya çıkması sürdürülebilirliği ciddi biçimde zorluyor. Bu çarpık döngü yalnızca çevresel değil, ekonomik açıdan da büyük bir kayıp anlamına geliyor. Çünkü e-atıkların içinde yüksek değerli nadir toprak elementleri, altın, litiyum ve kobalt gibi stratejik mineraller bulunuyor.

Bu nedenle birçok ülke, “döngüsel dijital ekonomi” politikalarını devreye alıyor

Onarılabilirlik hakkı (right-to-repair)

Zorunlu yedek parça tedariği

Daha uzun yazılım desteği

Modüler donanım tasarımları

Geri dönüşümlü çip ve batarya programları

Bu politikaların tamamı, dijital üretimin çevresel ve ekonomik sürdürülebilirliğini güçlendirmek açısından kritik öneme sahip.

Dijital Tedarik Zincirleri ve Kaynak Bağımlılığı

Dijital üretimin sürdürülebilirliği yalnızca çevresel faktörlere bağlı değil; aynı zamanda stratejik kaynak güvenliğine de dayanıyor. Özellikle yarı iletkenler, bataryalar, sensörler ve ileri malzemeler söz konusu olduğunda küresel ölçekte ciddi bir bağımlılık yapısı var.

Bugün dünyanın en gelişmiş çiplerinin yaklaşık yüzde 90’ı yalnızca birkaç ülkede üretiliyor. Bu durum:

jeopolitik riskleri artırıyor,

dijital üretim maliyetlerini yükseltiyor,

arz şokları yaşandığında tüm sektörleri kilitleyebiliyor.

Bu nedenle ABD, AB, Japonya, Güney Kore ve Çin başta olmak üzere pek çok ülke dijital stratejik özerklik hedefi doğrultusunda çip ve batarya yatırımlarını genişletiyor.

Sürdürülebilir dijital üretim yalnızca karbon ayak izinin düşürülmesi değil, aynı zamanda tedarik zincirlerindeki kırılganlığın azaltılmasını da gerektiriyor.

Yapay Zekâ ve Enerji Verimliliği: Çözüm mü, Yeni Sorun mu?

Yapay zekâ temelli üretim teknolojileri, üretim hatlarının verimliliğini artırarak enerji kullanımını önemli ölçüde düşürebiliyor. Akıllı fabrikalar, sensör tabanlı enerji yönetimi ve otonom süreç optimizasyonu, sürdürülebilirlik açısından güçlü bir potansiyel yaratıyor.

Ancak bu tablo bir paradoks içeriyor:

Yapay zekâ üretimi daha verimli hale getirirken, kendi çalışması için devasa bir enerji talebi yaratıyor. Bu nedenle son dönemde şirketler, daha az enerji harcayan algoritmalar, kuantum sonrası çip mimarileri, düşük karbonlu yapay zekâ standartları gibi yeni çözümleri gündeme taşıyor.

Gelecekte yapay zekânın sürdürülebilirliği, yalnızca modelin doğruluğu veya hızıyla değil, model başına düşen karbon emisyonu ile de ölçülecek.

Türkiye İçin Stratejik Fırsatlar: Yeşil Dijital Üretim Modeli

Türkiye dijital üretim altyapısını son yıllarda hızla genişletti. Geniş bant erişiminin yaygınlaşması, veri merkezi yatırımları, fintech ve e-ticaret ekosisteminin büyümesi, teknoloji geliştirme bölgelerindeki Ar-GE kapasitesinin artması ülkeyi önemli bir eşikte konumlandırıyor.

Ancak sürdürülebilir dijital üretim perspektifinin henüz tam anlamıyla politika tasarımına yerleştiğini söylemek zor. Türkiye’nin ulusal dijital dönüşüm politikasını yeşil hedeflerle bütünleştirebilmesi için üç temel adım öne çıkıyor:

  1. Yeşil Veri Merkezleri Programı

Yenilenebilir enerji ile çalışan veri merkezleri

Sıvı soğutmalı ve düşük su tüketimli sistemler

Enerji verimliliği teşvikleri

“Karbon-nötr bulut” standartları

Türkiye’nin coğrafi çeşitliliği, veri merkezlerinin daha düşük maliyetli soğutma ortamlarına taşınması için önemli fırsatlar sunuyor.

  1. E-atık Yönetimi ve Döngüsel Dijital Ekonomi

Zorunlu cihaz geri alım programları

Modüler telefon ve bilgisayar üretimine teşvik

Onarılabilirlik hakkının yasalaşması

Kritik minerallerin geri kazanımında yerli teknoloji geliştirilmesi

  1. Dijital Tedarik Zinciri Güvenliği

Çip tasarımı ve küçük ölçekli üretimde yerli girişimlerin desteklenmesi

Batarya geri dönüşümünün dijital üretim ekosistemine entegre edilmesi

Kamu alımlarında “sürdürülebilir dijital ürün” kriterinin uygulanması

Türkiye, coğrafi konumu ve pazar büyüklüğü sayesinde yeşil dijital üretim için bölgesel bir merkez olma potansiyeline sahip.

Sonuç: Dijital Gelecek, Sürdürülebilirlik Üzerinden Şekillenecek

Dijital üretim hızlı büyüyor; ancak sürdürülebilirlik hedefleriyle uyumlu hale getirilmediği sürece bu büyüme uzun vadede ekonomik, çevresel ve güvenlik açısından kırılgan bir yapı oluşturacak.

Bugün artık dijital üretimin başarısı yalnızca teknoloji kapasitesiyle değil, aynı zamanda şu sorulara verilen yanıtla ölçülüyor:

Daha az enerjiyle daha fazla işlem yapabiliyor muyuz?

E-atıkları bir kaynağa dönüştürebiliyor muyuz?

Yarı iletken ve donanım bağımlılığını azaltabiliyor muyuz?

Dijital altyapının karbon ayak izini düşürebiliyor muyuz?

Kısacası, sürdürülebilir olmayan dijitalleşme, sürdürülebilir olmayan kalkınma demektir.

Gelecek, yalnızca dijital olanların değil; dijitali yeşil dönüşümle bütünleştirebilenlerin olacak.

 

 

Kaynak: Sanayi Haber Ajansı

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.