Türkiye’de emeklilik yaşı denildiğinde tartışmalar çoğu zaman yasal sınırlar üzerinden yürütülür. Kadınlar ve erkekler için kanunla belirlenen yaşlar, prim günleri ve sigortalılık süreleri kamuoyunun ana gündemidir. Oysa asıl belirleyici olan, insanların fiilen yani gerçekten ne zaman emekli olabildiğidir. Kâğıt üzerindeki emeklilik yaşı ile hayatın içindeki fiilî emeklilik yaşı arasındaki makas giderek açılmakta; bu durum yalnızca bireysel bir mesele olmaktan çıkıp sosyal ve ekonomik bir sorun haline gelmektedir.
Resmî Yaş Başka, Gerçek Yaş Başka
Yasal düzenlemeler, emeklilik yaşını belirli bir takvime bağlar. Ancak fiilî emeklilik yaşı, bireyin bu koşulları fiilen yerine getirip getiremediğiyle ilgilidir. Türkiye’de geniş bir kesim için emeklilik, “yaş gelince” değil, “prim dolunca” mümkün olmaktadır. Kayıt dışı çalışma, kesintili istihdam, düşük ücretler ve uzun işsizlik dönemleri, milyonlarca çalışanın prim günlerini tamamlamasını geciktirmektedir. Sonuç olarak, kâğıt üzerinde 60 ya da 65 olan emeklilik yaşı, gerçekte 67–70’lere doğru ötelenmektedir.
Bu tablo, özellikle genç yaşta çalışma hayatına girip uzun süre düşük ücretle çalışan kesimler için daha belirgindir. Yasal olarak erken emeklilik hakkı olan bir çalışan bile, prim günlerini dolduramadığı için fiilen daha geç yaşta emekli olabilmektedir. Böylece emeklilik yaşı, bir hak olmaktan ziyade uzun ve belirsiz bir hedefe dönüşmektedir.

İşgücü Piyasasının Sessiz Etkisi
Fiilî emeklilik yaşını yukarı çeken en önemli unsurlardan biri, işgücü piyasasının yapısıdır. Türkiye’de 50 yaş ve üzeri çalışanlar için iş bulmak her geçen yıl daha da zorlaşmaktadır. İşverenler, maliyet ve verimlilik gerekçeleriyle ileri yaş çalışanları tercih etmemekte; bu da emekliliği yaklaşan bireyleri uzun süreli işsizliğe itmektedir. Ancak işsiz kalmak, emekli olmak anlamına gelmemektedir. Primleri eksik olan bireyler ne çalışabilmekte ne de emekli olabilmektedir.
Bu durum, “bekleme odası” olarak tanımlanabilecek yeni bir sosyal alan yaratmaktadır: Ne tam anlamıyla işgücünün içinde ne de emeklilik sisteminin koruması altında olan geniş bir kitle. Fiilî emeklilik yaşı işte bu bekleme sürecinin uzamasıyla fiilen yükselmektedir.
Gelir Yetersizliği ve Emeklilik Sonrası Çalışma
Fiilî emeklilik yaşı yalnızca emekliliğe hak kazanma anını değil, emeklilikten sonra çalışmaya devam etme gerçeğini de içermektedir. Türkiye’de emekli aylıklarının alım gücü, özellikle son yıllarda ciddi biçimde gerilemiştir. Bu nedenle birçok emekli, resmî olarak emekli olsa bile fiilen çalışma hayatından çıkamamaktadır.
Pazarlarda, güvenlik görevlisi olarak, küçük esnaflıkta ya da kayıt dışı işlerde çalışan emeklilerin sayısı hızla artmaktadır. Bu durum, fiilî emeklilik yaşını kâğıt üzerinde değil, pratikte daha da yukarı taşımaktadır. Emeklilik, dinlenme ve sosyal hayata katılım dönemi olmaktan çıkıp, düşük gelirle hayatta kalma mücadelesinin bir başka evresine dönüşmektedir.
Kuşaklar Arası Adalet Sorunu
Fiilî emeklilik yaşı tartışması, kuşaklar arası adalet meselesini de beraberinde getirmektedir. Daha önceki kuşaklar, daha kısa prim süreleriyle ve daha erken yaşlarda emekli olabilmişken, bugünün çalışanları çok daha uzun yıllar çalışmak zorunda kalmaktadır. Üstelik bu uzun çalışma süresi, daha güvencesiz ve daha düşük ücretli işlerle geçmektedir.
Genç kuşaklar açısından emeklilik, uzak ve belirsiz bir kavram haline gelmiştir. Bu belirsizlik, sosyal güvenlik sistemine olan güveni zayıflatmakta; bireyleri bireysel çözümlere, tasarrufa ya da kayıt dışı yollara yöneltmektedir. Oysa sosyal güvenlik sisteminin temel amacı, bu belirsizliği ortadan kaldırmak olmalıdır.
Sadece Yaş Değil, Hayat Hesabı
Fiilî emeklilik yaşı meselesi, sadece rakamların ve takvimlerin konusu değildir. Bu mesele, çalışma hayatının niteliği, gelir dağılımı, iş güvencesi ve sosyal devlet anlayışıyla doğrudan bağlantılıdır. İnsanların kaç yaşında emekli olduğu kadar, o yaşa nasıl geldiği ve emeklilikten sonra nasıl yaşadığı da önemlidir.
Daha uzun bir çalışma hayatı, ancak sağlıklı çalışma koşulları, sürekli istihdam ve insanca ücretlerle anlamlı olabilir. Aksi halde emeklilik yaşı uzadıkça, çalışma hayatı bir hak olmaktan çıkıp zorunluluğa dönüşür.
Sonuç Yerine: Gerçekçi Bir Emeklilik Tartışması
Türkiye’de emeklilik tartışmaları, fiilî emeklilik yaşını merkeze almadan eksik kalmaktadır. Yasal yaş sınırlarını konuşmak kadar, insanların bu sınırlara fiilen ulaşıp ulaşamadığını da sorgulamak gerekir. Kayıt dışı istihdamın azaltılması, ileri yaş istihdamının teşvik edilmesi ve emekli aylıklarının insanca yaşam düzeyine çıkarılması, fiilî emeklilik yaşını düşürmenin temel yollarıdır.
Emeklilik, bir lütuf değil; uzun yıllar süren emeğin karşılığıdır. Fiilî emeklilik yaşı gerçeğiyle yüzleşmeden yapılacak her düzenleme, kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur. Gerçek çözüm, emekliliği bir yaş meselesi olmaktan çıkarıp, bir hayat hakkı olarak ele almaktan geçmektedir.
Kaynak: Sanayi Haber Ajansı