İTHALAT BAĞIMLILIĞININ SEKTÖRLER ARASI BASKISI

Yayınlama: 02.02.2026
8
A+
A-
Sanayi Haber Ajansı İstanbul Temsilcisi Ekonomist / Yazar

Türkiye ekonomisi son yıllarda büyümesini sürdürürken, üretim yapısındaki kronik ithalat bağımlılığı hem sektörler arası rekabeti hem de makroekonomik dengeleri giderek daha fazla sıkıştırıyor. Enerji, ara malı ve yüksek teknolojili girdilere duyulan yoğun dışa bağımlılık; sanayinin maliyet yapısını kırılganlaştırırken, döviz kuru oynaklığı kanallarından tüm sektörlere yayılan bir maliyet baskısı yaratıyor. Bu durum, yalnızca dış ticaret açığını büyütmekle kalmıyor; enflasyon, kapasite kullanım oranları ve yatırım kararları üzerinde belirleyici etki kuruyor. İthalata dayalı üretim zinciri, nominal olarak farklı görünen pek çok sektörün kaderini ortak bir bağımlılığa bağlı hâle getiriyor.

Sanayide Ara Malı Açığı: Sektörler Arası Yayılma Mekanizması

Türkiye’nin toplam ithalatının yaklaşık dörtte üçü hâlâ ara mallarından oluşuyor. Bu durum, özellikle makine-teçhizat, kimya, elektronik, otomotiv ve metal sanayilerini doğrudan etkiliyor. Ancak asıl kritik olan, bu sektörlerdeki ithal ara malının ekonominin diğer sektörlerine “maliyet şoku” olarak yansıması. Örneğin otomotivde kullanılan çelik sacın önemli bir bölümü ithal edildiğinde hem yan sanayi hem de lojistik sektörü aynı maliyet artışını yükleniyor. Kimya sanayisindeki bir fiyat sıçraması ise plastikten gübreye, ilaçtan tekstile uzanan çok geniş bir üretim yelpazesine hızlı şekilde yansıyor.

Böyle bir yapı, sektörler arası maliyet akışının döviz kuru kanalı üzerinden çok daha hızlı ve sert gerçekleşmesine neden oluyor. Dolayısıyla kurun kısa sürede dalgalanması, yalnızca ithalata dayalı sektörleri değil, onların çıktısı ile üretim yapan tüm sektörleri etkileyen “çarpan etkili bir maliyet enflasyonu” yaratıyor.

Enerji İthalatı: Üretim Zincirinin En Zayıf Halkası

Enerji ithalatı, Türkiye’de sektörler arası baskının en çarpıcı görüldüğü alanlardan biri. Elektrik ve doğal gaz fiyatları, metalurji, çimento, cam ve seramik gibi enerji yoğun sektörlerde yukarı yönlü baskı yaratırken, bu sektörlerin ürünlerini girdi olarak kullanan inşaat, savunma, otomotiv, beyaz eşya ve sanayi altyapısı ürünleri de fiyatlarını artırmak zorunda kalıyor.

Enerji maliyetlerinde döviz bazlı hareketlilik, üretimin her aşamasında zincirleme bir maliyet artışı doğurarak, nihai tüketici fiyatlarını ve enflasyonu yukarı itiyor. Bu nedenle enerji ithalatı yalnızca makroekonomik kırılganlık değil, sektörlerin maliyet yapısını belirleyen temel kaldıraç hâline gelmiş durumda.

Teknolojik Bağımlılık: Katma Değerin Yurt Dışına Akması

Yüksek teknolojili üretimde kullanılan sensör, mikroçip, yazılım bileşenleri ve ileri kompozit malzemeler gibi girdiler genellikle ithal ediliyor. Bu durum yalnızca dış ticaret açığı doğurmuyor, aynı zamanda katma değerin önemli bir kısmının Türkiye dışına çıkması anlamına geliyor.

Örneğin savunma ve havacılık sanayisi son yıllarda ciddi bir büyüme kaydetmiş olsa da kritik bileşenlerdeki ithalat bağımlılığı bu sektörün maliyet yapısını uluslararası piyasalardaki fiyatlara karşı savunmasız bırakıyor. Benzer şekilde, sağlık teknolojileri ve biyoteknoloji alanında kullanılan cihaz ve sarf malzemeleri ithalata bağlı olduğundan, kur farkı bu sektörlerin bütçe disiplinini zorlayan ana unsur hâline geliyor.

İhracatın Gizli İthalat Yükü: “İhraç Etmek İçin İthal Etmek”

Türkiye’nin ihracatında önemli bir yer tutan tekstil, otomotiv, beyaz eşya ve elektronik sektörleri, rekabet güçlerini büyük ölçüde fiyat istikrarına ve maliyet kontrolüne borçlu. Ancak bu sektörlerde ithal girdi oranı yüksek olduğu için, ihracat gelirleri ile ithalat maliyetleri arasında sürekli bir gerilim yaşanıyor.

Özellikle kur artışının olduğu dönemlerde ihracat birim geliri yükselmiş gibi görünse de ithal girdi maliyetleri aynı hızla arttığından rekabet gücü beklenen ölçüde iyileşmiyor. Dahası, ithalata bağımlı üretim modeli, küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklarda sektörlerin aniden kapasite düşürmesine yol açıyor. Pandemi sonrası mikroçip krizinde otomotiv üretiminin dalgalanması bu yapısal zafiyetin somut örneği oldu.

Politika Tartışmaları: Çözüm Kısa Vadeli Değil, Yapısal

İthalat bağımlılığının sektörler arası baskısı, kısa vadeli kur müdahaleleriyle veya geçici vergi düzenlemeleriyle ortadan kaldırılamayacak kadar derin bir yapısal sorun. Çözüm için üç temel başlık öne çıkıyor:

Ara malı üretiminde yerlileşme programlarının hızlandırılması:

Kimya, petrokimya, yarı iletken, makine-teçhizat ve kompozit malzemeler gibi stratejik alanlarda üretim kapasitesinin artırılması gerekiyor.

Teknoloji üreten sektörlerin yatırım ekosisteminin genişletilmesi:

Ar-GE yatırımları, ticarileşme, nitelikli işgücü ve üniversite-sanayi iş birlikleri daha güçlü teşvik mekanizmalarıyla desteklenmeli.

Enerji dönüşümü ve yerli enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi:

Yenilenebilir enerji yatırımları, depolama teknolojileri ve hidrojen stratejisi uzun vadeli bir maliyet stabilitesi sağlayabilir.

Sonuç: Sektörler Arası Bir Kısır Döngü Kırılabilir mi?

Türkiye ekonomisi, ithalata dayalı üretim zincirinin yarattığı çok katmanlı baskı nedeniyle dönem dönem maliyet şoklarına karşı kırılgan hâle geliyor. Bu kırılganlık yalnızca dış ticaret açığını değil, enflasyon dinamiklerini, üretim kapasitesini ve sektörlerin yatırım iştahını da belirliyor.

Gerçek anlamda dirençli, sürdürülebilir ve yüksek katma değerli bir ekonomik yapı için, ithalat bağımlılığının sektörler arası baskısını azaltacak kapsamlı bir dönüşüm artık kaçınılmaz görünüyor. Yapısal adımlar atılmadığı sürece, sektörlerin kaderini aynı döviz kuru dalgasının belirlediği bir ekonomik düzen devam edecek gibi görünüyor.

 

 

Kaynak: Sanayi Haber Ajansı

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.