ABD ile İran arasında olası bir savaş, iki ülke arasındaki bir askeri çatışmadan çok daha fazlasını ifade eder. Bu senaryo, Ortadoğu’nun hassas dengelerini sarsmakla kalmaz; enerji piyasalarından küresel ticaret rotalarına, doların seyrinden jeopolitik ittifaklara kadar dünya ekonomisinin sinir uçlarına dokunur. Basit bir bölgesel kriz değil, zincirleme etki üreten küresel bir şoktan söz ederiz.
Böyle bir ihtimalde ilk etki enerji tarafında hissedilir. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki konumu, petrol ve doğal gaz ticaretini doğrudan etkileyen stratejik bir unsur niteliğindedir. Boğaz fiilen kapanmasa bile, yaşanacak belirsizlik fiyatların hızla yükselmesi için yeterlidir. Enerji maliyetlerindeki artış, üretimden taşımacılığa kadar geniş bir alana yansır.
Enerjiyle sınırlı kalmayan etkiler, ticaret yollarında da kendini gösterir. Ortadoğu, Asya ile Avrupa arasındaki en önemli geçiş hatlarından biridir. Güvenlik risklerinin artması, navlun ve sigorta maliyetlerini yükseltir, teslim sürelerini uzatır. Bu durum, zaten zorlanan küresel tedarik zincirleri üzerindeki baskıyı daha da artırır. Firmalar için plan yapmak zorlaşır, maliyetler öngörülemez hale gelir.
Finans tarafında belirsizlik öne çıkar. Böyle dönemlerde yatırımcılar daha temkinli davranır, riskli piyasalardaki pozisyonlarını azaltır. Bunun sonucu olarak gelişmekte olan ülkelerde döviz kurları dalgalanır, finansmana ulaşmak zorlaşır. Ortaya çıkan sonuçlar, yalnızca bu iki ülkeyle sınırlı değildir.
Türkiye açısından bakıldığında mesele, yalnızca bölgesel bir çatışma değildir. Enerji maliyetlerinden ticaret akışına, finansman koşullarından bölgesel dengeye kadar birçok başlık bu senaryodan doğrudan etkilenir. Bu nedenle ABD–İran hattındaki olası bir savaş, askeri olduğu kadar ekonomik sonuçlarıyla da ciddiyetle ele alınmalıdır.
Kaynak: Sanayi Haber Ajansı