RÜZGâR ENERJİSİ

Yayınlama: 05.01.2026
13
A+
A-
Sanayi Haber Ajansı İstanbul Temsilcisi Ekonomist / Yazar

Küresel enerji dönüşümünün en görünür aktörlerinden biri olan rüzgâr enerjisi, 2025 ve 2026’ya girerken hem dünyada hem de Türkiye’de rekorlarla anılıyor. Kurulu güç artıyor, üretim payı yükseliyor, maliyetler düşüyor. Ancak kamuoyunun kafasını kurcalayan bir soru da giderek daha sık soruluyor: Madem rüzgâr enerjisi rekor kırıyor, o halde neden bazı günler türbinler duruyor? Kimi zaman rüzgâr varken bile dönmeyen pervaneler, enerji arz güvenliği tartışmalarını yeniden alevlendiriyor. Oysa bu durum, çoğu zaman bir başarısızlıktan değil, sistemin doğasından ve altyapının sınırlarından kaynaklanıyor.

Rekorların yılı: Rüzgârın yükselişi

Son on yılda rüzgâr enerjisi, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmanın en etkili araçlarından biri haline geldi. Teknolojik ilerlemeler sayesinde türbinler daha büyük, daha verimli ve daha dayanıklı hale geldi. Bugün tek bir kara tipi rüzgâr türbini, on yıl önceki muadillerine kıyasla neredeyse iki kat daha fazla elektrik üretebiliyor. Deniz üstü (offshore) rüzgâr santralleri ise çok daha istikrarlı rüzgâr rejimleri sayesinde enerji üretiminde yeni bir çığır açıyor.

Türkiye özelinde bakıldığında da tablo benzer. Ege, Marmara ve İç Anadolu’nun belirli bölgelerinde rüzgâr santralleri, elektrik üretiminde kritik bir rol üstleniyor. Kurulu güç artışı her yıl yeni rekorlar getirirken, rüzgârın elektrik üretimindeki payı çift haneli oranlara yaklaşmış durumda. Kâğıt üzerinde her şey yolunda görünüyor.

“Rüzgâr var ama türbin dönmüyor” paradoksu

Ancak sahaya bakıldığında, özellikle rüzgârlı günlerde durdurulmuş türbinler dikkat çekiyor. Bu durum, ilk bakışta bir çelişki gibi algılansa da enerji sistemlerinin karmaşık yapısı düşünüldüğünde son derece anlaşılır. Türbinlerin durmasının başlıca nedenleri birkaç ana başlıkta toplanıyor.

  1. Şebeke kapasitesi ve iletim darboğazları

Rüzgâr enerjisinin en temel sorunlarından biri, üretimin her zaman talep edilen yerde ve zamanda gerçekleşmemesi. Rüzgâr santralleri çoğu zaman kırsal ve rüzgâr potansiyeli yüksek bölgelerde kuruluyor. Ancak bu bölgelerde üretilen elektriği tüketim merkezlerine taşıyacak iletim hatları yeterli değilse, sistem operatörleri üretimi sınırlamak zorunda kalıyor.

Bu noktada “kısıntı” (curtailment) devreye giriyor. Şebeke, aşırı yüklenmeyi önlemek için bazı santrallere üretimi durdurma ya da azaltma talimatı veriyor. Yani türbinin durması, rüzgâr olmadığı için değil, elektriğin taşınacak bir yolu olmadığı için gerçekleşiyor. Bu durum, rüzgâr enerjisinin başarısızlığından ziyade iletim altyapısının yetersizliğini işaret ediyor.

  1. Talep düşüşü ve esnek olmayan sistemler

Elektrik, depolanması zor bir ürün. Üretim ile tüketim anlık olarak dengelenmek zorunda. Özellikle hafta sonları, bayramlar ya da ekonomik durgunluk dönemlerinde elektrik talebi düşerken, rüzgâr güçlü esmeye devam edebiliyor. Talebin düşük olduğu saatlerde sistemde fazladan elektrik oluşması, frekans ve voltaj sorunlarına yol açabiliyor.

Bu noktada rüzgâr santralleri, sistemin dengesini korumak için geçici olarak devre dışı bırakılabiliyor. Fosil yakıtlı santrallerin aksine rüzgâr santrallerinin üretimi, talebe göre anında ayarlanamıyor. Bu da esnek olmayan enerji sistemlerinde rüzgârın “fazla” gelmesine neden olabiliyor.

  1. Teknik ve güvenlik nedenleri

Türbinlerin durmasının bir diğer nedeni de tamamen teknik ve güvenlikle ilgili. Aşırı rüzgâr, santraller için sanıldığı kadar avantajlı değil. Belirli bir hızın üzerindeki rüzgâr, türbinlere zarar verebileceği için otomatik güvenlik sistemleri devreye giriyor ve türbinler kendini kapatıyor. Bu durum, özellikle fırtınalı havalarda sıkça görülüyor.

Buna ek olarak bakım, onarım ve yazılım güncellemeleri de türbinlerin geçici olarak durmasına yol açabiliyor. Modern rüzgâr santralleri, yüksek teknoloji ürünü sistemler olduğu için düzenli bakım kaçınılmaz.

  1. Piyasa mekanizmaları ve fiyat sinyalleri

Elektrik piyasalarında fiyatlar, üretim kararları üzerinde doğrudan etkili. Bazı dönemlerde elektrik fiyatları sıfıra hatta negatif seviyelere kadar düşebiliyor. Böyle zamanlarda rüzgâr santralleri için üretime devam etmek ekonomik olmaktan çıkabiliyor. Özellikle teşvik mekanizmalarının sona erdiği santraller, zarar etmemek için üretimi kısabiliyor.

Bu durum, enerji piyasalarının tasarımıyla doğrudan bağlantılı. Rüzgâr gibi değişken kaynakların sisteme entegrasyonu arttıkça, fiyat dalgalanmaları da daha belirgin hale geliyor.

Asıl soru: Sorun rüzgârda mı, sistemde mi?

Türbinlerin durması, çoğu zaman rüzgâr enerjisinin güvenilmez olduğu şeklinde yorumlanıyor. Oysa gerçek tam tersi. Sorun, rüzgârın kendisinde değil, onu sisteme entegre edecek altyapının ve piyasa mekanizmalarının yetersizliğinde yatıyor. Daha güçlü iletim hatları, bölgesel depolama çözümleri ve esnek talep yönetimi olmadan, rüzgâr enerjisinin potansiyelini tam anlamıyla kullanmak mümkün değil.

Batarya teknolojileri, yeşil hidrojen üretimi ve akıllı şebekeler bu noktada kritik önem taşıyor. Fazla rüzgâr enerjisinin depolanması ya da başka sektörlerde kullanılması, türbinlerin durmasını bir sorun olmaktan çıkarabilir.

Geleceğe bakış: Duran türbinlerden ders almak

Rüzgâr enerjisi, enerji dönüşümünün vazgeçilmez bir parçası olmaya devam edecek. Türbinlerin zaman zaman durması ise bu dönüşüm sürecinin doğal bir parçası. Asıl mesele, bu duruşlardan ders çıkararak sistemi daha esnek, daha dayanıklı ve daha akıllı hale getirmek.

Bugün duran türbinler, aslında yarının enerji altyapısının nerelerde eksik olduğunu gösteren birer uyarı işareti. İletim hatları güçlendikçe, depolama çözümleri yaygınlaştıkça ve piyasa tasarımı yenilendikçe, rüzgârın önündeki bu görünmez engeller de birer birer ortadan kalkacak. O zaman rüzgâr enerjisinin rekorları, yalnızca kurulu güçte değil, kesintisiz ve verimli üretimde de kendini gösterecek.

 

 

Kaynak: Sanayi Haber Ajansı

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.