SANAYİDE DURGUNLUK 22 AYDAN BU YANA DEVAM EDİYOR

Yayınlama: 03.02.2026
3
A+
A-
Sanayi Haber Ajansı İstanbul Temsilcisi Ekonomist / Yazar

Türkiye sanayisi, son iki yıla yaklaşan bir süredir nefes almakta zorlanıyor. Üretim cephesinden gelen veriler, geçici dalgalanmalardan ziyade yapısal bir yavaşlamaya işaret ediyor. Sanayi üretiminde daralma eğiliminin 22. aya taşınması, sadece bir istatistiksel eşik değil; reel sektörün içinde bulunduğu koşulların kalıcılığına dair güçlü bir uyarı niteliği taşıyor. Çarkların dönmeye devam ettiği ancak hızının belirgin biçimde düştüğü bir tabloyla karşı karşıyayız.

Sanayi, Türkiye ekonomisinin omurgası olarak kabul edilir. İstihdamdan ihracata, verimlilikten teknolojiye kadar pek çok alan, sanayi performansına doğrudan bağlıdır. Bu nedenle sanayideki uzun süreli daralma, ekonominin diğer alanlarına da gecikmeli ama güçlü etkilerle sirayet eder. Bugün gelinen noktada, sorun yalnızca talep eksikliği değil; maliyet baskıları, finansmana erişim güçlüğü ve belirsizlik ortamının yarattığı yatırım iştahsızlığıdır.

Talep zayıf, maliyetler yüksek

Sanayi üretimindeki daralmanın arkasında, iç ve dış talepteki eş zamanlı zayıflama önemli bir rol oynuyor. İç talep cephesinde sıkılaşan finansal koşullar, yüksek faiz oranları ve gelir artışlarının enflasyon karşısında erimesi, tüketimi baskılıyor. Dayanıklı tüketim mallarından ara mallarına kadar pek çok sektörde sipariş hacimleri geçmiş yılların altında seyrediyor.

Dış talep tarafında ise küresel ekonomik yavaşlama, özellikle Avrupa pazarındaki durgunluk, ihracatçı sanayicinin elini zayıflatıyor. Türkiye’nin ana ihracat pazarlarında büyümenin sınırlı kalması, siparişlerin ötelenmesine ve kapasite kullanım oranlarının düşmesine yol açıyor. Kur avantajının tek başına rekabet gücü yaratmaya yetmediği bir dönemden geçiliyor.

Buna karşılık maliyetler cephesinde tablo hâlâ ağır. Enerji, işçilik, finansman ve girdi maliyetleri sanayicinin üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Özellikle kredi faizlerinin yüksek seyri, işletmelerin hem yatırım hem de işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılamasını zorlaştırıyor. Birçok firma için üretimi kısmak, zararına üretim yapmaktan daha rasyonel bir tercih haline gelmiş durumda.

Kapasite kullanımı ve istihdam üzerindeki baskı

Sanayideki daralmanın en somut yansımalarından biri kapasite kullanım oranlarında görülüyor. Mevcut tesisler tam kapasiteyle çalışmak bir yana, birçok sektörde makineler haftanın bazı günleri duruyor ya da vardiya sayıları azaltılıyor. Bu durum, verimlilik kaybının yanı sıra birim maliyetlerin daha da yükselmesine neden oluyor.

İstihdam tarafında ise henüz sert bir kırılma yaşanmasa da riskler birikiyor. Sanayi işletmeleri, nitelikli iş gücünü kaybetmemek adına kısa vadede personel çıkarmaktan kaçınıyor. Ancak daralmanın uzaması halinde, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde istihdamın korunması giderek zorlaşabilir. Bu da işsizlik oranları üzerinde gecikmeli ama kalıcı bir baskı yaratma potansiyeli taşıyor.

Yatırım iştahı neden zayıf?

Sanayideki en kritik sorunlardan biri de yatırım iştahındaki belirgin gerileme. Yeni kapasite yatırımları bir yana, mevcut tesislerin modernizasyonu ve teknolojik dönüşümü dahi erteleniyor. Bunun temel nedeni yalnızca finansman maliyetleri değil; aynı zamanda öngörülebilirlik eksikliği.

Sanayici açısından yatırım kararı, uzun vadeli bir taahhüt anlamına geliyor. Kur, faiz, vergi ve regülasyonlara ilişkin belirsizlikler arttıkça, firmalar “bekle-gör” stratejisini tercih ediyor. Oysa yatırımın durduğu bir sanayi yapısında verimlilik artışı sağlamak ve uluslararası rekabette öne çıkmak neredeyse imkânsız.

Daralma geçici mi, kalıcı mı?

22 aydır süren daralma, artık konjonktürel bir yavaşlamanın ötesinde değerlendirilmek zorunda. Elbette ekonomik döngüler içinde iniş ve çıkışlar kaçınılmazdır. Ancak sürenin uzaması, yapısal sorunların ağırlık kazandığını gösteriyor. Sanayide verimlilik artışının sınırlı kalması, yüksek teknoloji üretiminin istenilen düzeye ulaşamaması ve ithal ara malına bağımlılık, bu yapısal sorunların başında geliyor.

Kısa vadeli teşvikler ya da geçici vergi indirimleri, daralmanın etkilerini sınırlı ölçüde hafifletebilir. Ancak sanayinin yeniden ivme kazanması için daha kapsamlı ve tutarlı bir politika setine ihtiyaç var. Eğitimden finansmana, enerji politikalarından dijital dönüşüme kadar geniş bir alanda eşgüdümlü adımlar atılmadan, çarkların kalıcı biçimde hızlanması zor görünüyor.

Çıkış yolu nereden geçiyor?

Sanayide toparlanmanın anahtarı, güven ve öngörülebilirlikten geçiyor. Reel sektör, önünü görebildiği ölçüde risk alır ve yatırım yapar. Finansmana erişimin makul koşullara kavuşması, üretim maliyetlerini düşürecek yapısal reformlar ve ihracatta pazar çeşitliliğini artıracak stratejiler, bu sürecin temel bileşenleri olmalı.

Ayrıca sanayi politikalarının, sadece bugünü kurtarmaya değil, geleceği inşa etmeye odaklanması gerekiyor. Yüksek katma değerli üretimi teşvik eden, Ar-GE ve inovasyonu merkeze alan bir yaklaşım benimsenmeden, sanayideki daralmanın yerini kalıcı bir büyümeye bırakması zor.

Sonuç olarak, sanayide çarklar tamamen durmuş değil; ancak giderek daha ağır dönüyor. 22 aydır süren daralma, alarm zillerinin yüksek sesle çaldığını gösteriyor. Bu sesi duymak ve gerekli adımları atmak, sadece sanayicinin değil, ekonominin bütün aktörlerinin ortak sorumluluğu olarak önümüzde duruyor.

 

 

Kaynak: Sanayi Haber Ajansı

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.