TRUMP’TAN KANADA’YA YÜZDE 100 GÜMRÜK VERGİSİ TEHDİDİ

Yayınlama: 26.01.2026
6
A+
A-
Sanayi Haber Ajansı İstanbul Temsilcisi Ekonomist / Yazar

ABD siyasetinde Donald Trump adı yeniden küresel ekonomi başlıklarının merkezine yerleşmiş durumda. Seçim atmosferinin giderek sertleştiği bir dönemde Trump’ın Kanada’ya yönelik “yüzde 100 oranında gümrük vergisi” tehdidi, yalnızca iki ülke arasındaki ticari ilişkileri değil, ABD–Çin ekseninde şekillenen küresel ekonomik dengeleri de yeniden tartışmaya açtı. Trump’ın bu çıkışı, Kanada’nın Çin’le geliştirdiği ticari ve stratejik ilişkilerle doğrudan ilişkilendirilirken, Kuzey Amerika serbest ticaret düzeninin geleceğine dair soru işaretlerini de büyütüyor.

Bu çıkış, klasik bir ticaret anlaşmazlığından çok daha fazlasını ifade ediyor. Zira mesele, gümrük vergisi oranlarının ötesinde; jeopolitik saflaşmalar, tedarik zinciri güvenliği ve ABD’nin müttefiklerinden beklentileriyle şekillenen daha geniş bir çerçeveye oturuyor.

Trump’ın Gümrük Vergisi Refleksi: Tanıdık Bir Strateji

Donald Trump’ın ticaret politikalarına aşina olanlar için bu sert söylem şaşırtıcı değil. Başkanlık döneminde “Önce Amerika” sloganını ekonomik alanda somutlaştıran Trump, gümrük vergilerini yalnızca bir ticaret aracı değil, aynı zamanda diplomatik baskı unsuru olarak da kullandı. Çin’le başlatılan ticaret savaşı, Avrupa Birliği’ne yönelik çelik ve alüminyum tarifeleri ve Meksika ile Kanada’yı da kapsayan NAFTA revizyon süreci bu yaklaşımın en bilinen örnekleri arasında yer alıyor.

Bugün gündeme gelen yüzde 100’lük gümrük vergisi tehdidi ise Trump’ın ticaret politikasında yeni bir sayfa değil; aksine eski defterlerin yeniden açılması anlamına geliyor. Ancak bu kez fark, hedefte yalnızca ekonomik rekabetin değil, stratejik hizalanmanın da bulunması.

Kanada–Çin Yakınlaşması Neden Rahatsız Ediyor?

Trump cephesinde Kanada’ya yönelik eleştirilerin merkezinde, Ottawa yönetiminin Çin’le derinleşen ticari ve yatırım ilişkileri bulunuyor. Çin, son yıllarda Kanada için giderek daha önemli bir ticaret ortağı haline gelirken; kritik mineraller, enerji, tarım ürünleri ve teknoloji alanlarında iş birlikleri dikkat çekiyor. Kanada’nın özellikle nadir toprak elementleri ve batarya hammaddeleri konusunda Çin’le geliştirdiği ilişkiler, Washington’da stratejik bir risk olarak görülüyor.

ABD açısından mesele, Çin’in yalnızca ekonomik bir rakip değil, aynı zamanda sistemik bir meydan okuma olarak algılanması. Bu nedenle ABD yönetimi, müttefiklerinden yalnızca ticari değil, politik ve stratejik uyum da bekliyor. Trump’ın sert çıkışı, Kanada’ya yönelik bir “uyum çağrısı” olarak okunuyor.

USMCA (NAFTA 2.0) Tartışması Yeniden Alevleniyor

Trump’ın Kanada’ya yönelik tehdidi, ABD–Meksika–Kanada Anlaşması’nın (USMCA) geleceğini de tartışmaya açtı. Trump’ın başkanlığı döneminde “NAFTA’nın en kötü anlaşma olduğu” söylemiyle masaya yatırılan serbest ticaret düzeni, uzun ve sancılı müzakereler sonucunda USMCA’ya dönüşmüştü.

Bugün ise Trump, bu anlaşmanın ruhuna aykırı davranıldığını savunuyor. Kanada’nın Çin’le geliştirdiği ilişkilerin, USMCA’nın öngördüğü tedarik zinciri güvenliğini zayıflattığı iddiası, yeni bir ticaret krizinin kapısını aralıyor. Yüzde 100 gibi astronomik bir gümrük vergisi tehdidi, fiilen anlaşmanın askıya alınması anlamına gelebilecek bir hamle olarak değerlendiriliyor.

Ekonomik Etkiler: Sadece Kanada Değil, ABD de Risk Altında

Kanada, ABD’nin en büyük ticaret ortaklarından biri. Enerji, otomotiv, tarım ve sanayi ürünleri başta olmak üzere iki ülke arasındaki ticaret hacmi yüz milyarlarca doları buluyor. Olası bir yüzde 100 gümrük vergisi, Kanada ekonomisi üzerinde ciddi bir baskı yaratırken, ABD’li tüketiciler ve şirketler için de maliyet artışı anlamına geliyor.

Özellikle otomotiv sektöründe ABD–Kanada entegrasyonu son derece yüksek. Parçaların sınırı defalarca geçtiği bu üretim yapısında gümrük vergilerinin artması, nihai ürün fiyatlarını doğrudan yukarı çekecek. Bu durum, Trump’ın sıkça vurguladığı “enflasyonla mücadele” söylemiyle de çelişen bir tablo ortaya koyuyor.

Seçim Siyaseti ve Sert Söylemin Zamanlaması

Trump’ın bu çıkışının zamanlaması da dikkat çekici. ABD’de seçim sürecinin hızlandığı bir dönemde yapılan bu açıklama, iç politikaya dönük güçlü bir mesaj içeriyor. Trump, sert ticaret söylemleriyle hem kendi tabanını konsolide etmeyi hem de mevcut yönetimi “zayıf” göstermek istiyor.

Kanada’ya yönelik tehdit, aynı zamanda Çin karşıtlığı üzerinden şekillenen geniş bir siyasi anlatının parçası. Trump, müttefiklerin dahi Çin’le yakınlaşmasına izin vermeyeceği mesajını vererek, ABD liderliğinde daha kapalı ve kontrollü bir ekonomik blok öneriyor.

Kanada’nın Olası Tepkisi ve Alternatif Arayışlar

Ottawa yönetimi açısından tablo karmaşık. Bir yandan ABD ile ticari ilişkilerin korunması hayati önem taşırken, diğer yandan Çin gibi büyük bir pazardan tamamen uzaklaşmak ekonomik açıdan kolay değil. Kanada’nın muhtemel stratejisi, gerilimi tırmandırmadan denge siyaseti izlemek olacak.

Ancak Trump’ın söylemleri, Kanada’yı Avrupa Birliği ve Asya-Pasifik ülkeleriyle daha derin ticari entegrasyon arayışlarına da itebilir. Bu da uzun vadede ABD’nin Kuzey Amerika’daki ekonomik ağırlığını zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.

Küresel Ekonomi İçin Ne Anlama Geliyor?

Trump’ın Kanada’ya yönelik gümrük vergisi tehdidi, küresel ekonomi açısından daha geniş bir eğilimin işareti olarak okunuyor: Ticaretin giderek daha fazla jeopolitik bir araç haline gelmesi. Serbest ticaretin yerini, bloklar arası kontrollü ticaret ve “dost ülkelerle tedarik” anlayışı alıyor.

Bu yaklaşım, küresel büyümeyi yavaşlatma, maliyetleri artırma ve belirsizliği derinleştirme riski taşıyor. Kanada–ABD hattında yaşanacak bir kriz, yalnızca iki ülkeyi değil, küresel tedarik zincirlerini de sarsabilecek potansiyele sahip.

Sonuç: Ekonomiden Jeopolitiğe Uzanan Bir Gerilim

Trump’ın Kanada’ya yönelik yüzde 100 gümrük vergisi tehdidi, basit bir ticaret restleşmesinin ötesinde, yeni dönemin ekonomik ve siyasi fay hatlarını gözler önüne seriyor. Çin’le yapılan anlaşmalar üzerinden büyüyen bu kriz, müttefiklik kavramının ekonomik çıkarlarla yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor.

Önümüzdeki süreçte bu söylemin fiili politikalara dönüşüp dönüşmeyeceği belirsizliğini korurken, net olan şu: Küresel ticaret, artık yalnızca rakamlarla değil, jeopolitik tercihlerle de şekilleniyor. Kanada örneği ise bu dönüşümün en çarpıcı test alanlarından biri olmaya aday.

 

 

Kaynak: Sanayi Haber Ajansı

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.