2009 yılında patlak veren borç kriziyle birlikte Avrupa’nın “hasta adamı” olarak anılmaya başlanan Yunanistan, aradan geçen on beş yıla yakın sürenin ardından ekonomik anlatısını köklü biçimde değiştirmeye çalışıyor. Bir dönem piyasalardan neredeyse tamamen dışlanan ülke, bugün düşen borçlanma maliyetleri, artan doğrudan yabancı yatırımlar ve kredi notlarındaki iyileşmelerle yeniden yatırımcı radarına girmiş durumda. Ancak bu toparlanma tablosunun arka planında, kırılganlıkların tamamen ortadan kalkmadığını hatırlatan önemli riskler de bulunuyor.
Borçlanma Maliyetlerindeki Düşüş: Güvenin En Somut Göstergesi
Yunanistan ekonomisindeki iyileşmenin en dikkat çekici göstergelerinden biri, devletin borçlanma maliyetlerinde yaşanan belirgin gerileme. Kriz yıllarında iki haneli seviyelere ulaşan 10 yıllık tahvil faizleri, bugün birçok Avrupa ülkesine yakın oranlarda seyrediyor. Bu gelişme yalnızca teknik bir faiz hareketi değil; aynı zamanda piyasalarda Yunanistan’a duyulan güvenin yeniden tesis edildiğini gösteren güçlü bir sinyal niteliğinde.
Borçlanma maliyetlerindeki düşüş, bütçe dengeleri üzerinde de rahatlatıcı bir etki yaratıyor. Faiz giderlerinin azalması, kamu kaynaklarının daha verimli alanlara yönlendirilmesine olanak tanıyor. Eğitim, altyapı ve dijitalleşme gibi uzun vadeli büyüme potansiyelini destekleyen alanlara ayrılabilen her ek kaynak, ekonominin sürdürülebilirliğini artıran bir unsur olarak öne çıkıyor.

Kredi Notları ve “Normalleşme” Algısı
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Yunanistan’a yönelik değerlendirmeleri de bu normalleşme sürecini pekiştiriyor. Uzun yıllar “çöp” seviyesinde kalan kredi notlarının yatırım yapılabilir seviyeye yaklaşması ya da bu seviyeye yeniden yükselmesi, özellikle kurumsal yatırımcıların ülkeye olan ilgisini artırıyor. Zira birçok büyük fon, iç tüzükleri gereği yalnızca belirli notun üzerindeki ülkelere yatırım yapabiliyor.
Bu durum Yunanistan açısından çarpan etkisi yaratıyor: Daha iyi kredi notu, daha düşük faiz; daha düşük faiz, daha güçlü bütçe dengeleri; daha güçlü dengeler ise yeniden daha iyi kredi notları anlamına geliyor. Kısacası, uzun yıllar boyunca ters yönde işleyen kısır döngü, bu kez olumlu bir sarmala dönüşmüş görünüyor.
Artan Yatırımcı İlgisi: Turizmden Teknolojiye
Yunanistan ekonomisindeki toparlanmanın bir diğer önemli ayağını artan yatırımcı ilgisi oluşturuyor. Özellikle turizm, lojistik, yenilenebilir enerji ve gayrimenkul gibi sektörler, yabancı sermayenin yoğunlaştığı alanlar arasında yer alıyor. Pandemi sonrası dönemde turizmin hızlı bir toparlanma sergilemesi, ülkenin döviz gelirlerini desteklerken, istihdam piyasasında da olumlu bir etki yaratıyor.
Bununla birlikte son yıllarda daha az konuşulan ancak stratejik önemi yüksek bir alan da teknoloji ve dijital ekonomi. Yunanistan, düşük yaşam maliyetleri, iklim avantajı ve Avrupa Birliği üyeliğinin sağladığı hukuki çerçeve sayesinde teknoloji girişimleri ve uzaktan çalışan profesyoneller için cazip bir merkez olma iddiasında. Bu dönüşüm henüz yolun başında olsa da ekonomik yapının çeşitlenmesi açısından önemli bir potansiyel barındırıyor.
Yapısal Reformların Rolü
Bugünkü toparlanma tablosu, büyük ölçüde geçmişte atılan sancılı reform adımlarının bir sonucu. Emeklilik sisteminde yapılan değişiklikler, vergi tahsilatının güçlendirilmesi ve kamu yönetiminde sağlanan görece şeffaflık, Yunanistan’ın mali disiplinini artırdı. Özellikle kayıt dışı ekonomiyle mücadelede kaydedilen ilerleme, kamu gelirlerinin daha öngörülebilir hale gelmesine katkı sağladı.
Ancak reformların siyasi ve toplumsal maliyetleri de göz ardı edilmemeli. Kriz yıllarında uygulanan kemer sıkma politikaları, gelir dağılımında bozulmaya ve toplumsal refahın zayıflamasına yol açtı. Bugünkü büyüme ve toparlanma söyleminin, toplumun tüm kesimlerine ne ölçüde yansıdığı sorusu hâlâ güncelliğini koruyor.
Görünmeyen Riskler: Borç Hâlâ Çok Yüksek
Tüm olumlu göstergelere rağmen Yunanistan ekonomisinin en temel kırılganlığı, kamu borcunun milli gelire oranının hâlâ çok yüksek seviyelerde bulunması. Faiz oranları düşük olduğu sürece bu borç yönetilebilir görünse de küresel finansal koşullarda yaşanabilecek sert bir değişim tabloyu hızla tersine çevirebilir.
Özellikle Avrupa Merkez Bankası’nın para politikasında daha sıkı bir duruşa yönelmesi ya da küresel risk iştahının azalması, Yunan tahvilleri üzerindeki baskıyı artırabilir. Bu da borçlanma maliyetlerinde yeniden yükselişe yol açarak, son yıllarda elde edilen kazanımların bir kısmını eritebilir.
Dış Şoklara Açıklık ve Ekonomik Yapı
Yunanistan ekonomisi, yapısı gereği dış şoklara oldukça açık. Turizm gelirlerine yüksek bağımlılık, küresel krizler, jeopolitik gerilimler veya iklim kaynaklı riskler karşısında ekonomiyi savunmasız bırakabiliyor. Ayrıca enerji ithalatına olan bağımlılık, enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların enflasyon ve cari denge üzerinde doğrudan etkili olmasına neden oluyor.
Bu durum, büyümenin sürdürülebilirliği açısından yapısal çeşitlenmenin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Yatırımların yalnızca kısa vadeli gelir getiren sektörlere değil, verimlilik artışı sağlayacak alanlara yönelmesi gerekiyor.
Demografik Baskılar ve İşgücü Sorunu
Bir diğer önemli risk alanı ise demografik yapı. Yunanistan, yaşlanan nüfus ve nitelikli genç işgücünün göçü gibi sorunlarla karşı karşıya. Kriz yıllarında binlerce genç ve eğitimli bireyin ülkeyi terk etmesi, bugün işgücü piyasasında hissedilen bir boşluk yaratıyor. Bu durum, uzun vadede büyüme potansiyelini sınırlayan yapısal bir faktör olarak öne çıkıyor.
Sonuç: İyileşme Gerçek, Ama Kırılgan
Özetle Yunanistan ekonomisi, düşen borç maliyetleri ve artan yatırımcı ilgisiyle birlikte gerçek bir toparlanma sürecinden geçiyor. Ancak bu toparlanma, hâlâ dikkatli yönetilmesi gereken kırılgan bir denge üzerinde yükseliyor. Yüksek kamu borcu, dış şoklara açıklık ve demografik sorunlar, risk başlıkları olarak varlığını sürdürüyor.
Yunanistan’ın önündeki asıl sınav, elde edilen bu görece istikrarı kalıcı ve kapsayıcı bir büyüme modeline dönüştürüp dönüştüremeyeceği olacak. Aksi halde, geçmişte yaşanan krizlerin izleri, uygun koşullar oluştuğunda yeniden su yüzüne çıkabilir. Ekonomik hikâye değişmiş gibi görünse de temkinli iyimserlik hâlâ en doğru yaklaşım olmaya devam ediyor.
Kaynak: Sanayi Haber Ajansı