İş dünyasında en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Devlet teşvik veriyor deniyor ama bize hiç çıkmadı.”
Bu cümlenin arkasında çoğu zaman bir şanssızlık değil, bir bilgi boşluğu vardır. Çünkü teşvikler, tesadüfen karşılaşılan fırsatlar değildir. Onlar, doğru bilgiyle arandığında bulunan; doğru zamanda, doğru şekilde başvurulduğunda alınan desteklerdir. Bilinmeyen teşvik, fiilen yoktur.
Bugün Türkiye’de istihdamdan üretime, gençlerden kadınlara, engellilerden bölgesel yatırımlara kadar uzanan çok geniş bir teşvik ve hibe ağı bulunmaktadır. Ancak bu desteklerin dili teknik, mevzuatı parçalı ve süreçleri karmaşıktır. SGK, İŞKUR, KOSGEB, TUBİTAK ve farklı kurumların sunduğu teşvikler çoğu zaman birbirinden bağımsız gibi algılanır. Oysa gerçek hayatta bu teşvikler, doğru planlandığında birbirini tamamlayan bir yapı oluşturur. Sorun, işletmelerin bu bütünlüğü görebilecek bilgiye sahip olmamasıdır.
En yaygın hatalardan biri teşviklerin yalnızca muhasebe süreci olarak görülmesidir. Elbette hesaplama ve bildirim çok önemlidir; ancak teşviklerin asıl kritik noktası planlama aşamasıdır. Hangi personelin, hangi tarihte, hangi destek kapsamında işe alınacağı; teşviklerin birbiriyle çakışıp çakışmadığı; sürenin nasıl takip edileceği gibi konular stratejik kararlar gerektirir. Bu planlama yapılmadığında, teşvikten hiç yararlanılamadığı gibi, yanlış uygulamalar nedeniyle geriye dönük iptaller ve cezalar da gündeme gelebilir.
Sahada sıkça karşılaşılan bir başka durum ise kulaktan dolma bilgilerle hareket edilmesidir. “Bunu alırsan diğerini alamazsın”, “Denetime girersen hepsi iptal olur”, “Bir kere hata yaparsan bir daha teşvik alamazsın” gibi genellemeler, birçok işvereni baştan vazgeçirir. Oysa mevzuat, doğru yorumlandığında bu korkuların büyük bölümünün yersiz olduğunu gösterir. Teşvik sistemi korkulacak değil, doğru yönetilecek bir sistemdir.
Bilgi eksikliği sadece bugünü değil, geleceği de etkiler. Teşviklerden yararlanamayan işletmeler, aynı işi yapan rakiplerine göre daha yüksek maliyetlerle çalışır. Bu da rekabet gücünü, istihdam kapasitesini ve sürdürülebilirliği doğrudan etkiler. Oysa aynı pazarda, aynı şartlarda; sadece bilgiyi doğru kullanan işletmeler bir adım öne geçer.
Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur ki; teşvik almak bir hedef değildir. Asıl hedef, teşvikleri doğru, sürdürülebilir ve risksiz şekilde yönetebilmektir. Bu da ancak güncel mevzuata hakim olmak, sahadaki uygulamaları bilmek ve süreci baştan sona takip etmekle mümkündür.
Devlet destekleri görünmez değildir, ulaşılmaz hiç değildir. Ama bilgi olmadan kapısı açılmaz.
En büyük teşvik bilgidir.
Ve bilmediğini alamazsın.
Bilgiyi yöneten ise, sadece bugünü değil, yarını da kazanır.
Kaynak: Sanayi Haber Ajansı