Ortadoğu’da yıllardır süren savaşlar, krizler ve ittifak değişimleri, bölgenin güç haritasını yeniden şekillendirirken Türkiye ile İsrail arasındaki rekabet de giderek daha geniş bir coğrafyaya yayılıyor. The New York Times’ın değerlendirmesine göre iki ülke arasındaki ilişkilerde yaşanan sertleşme artık yalnızca diplomatik açıklamalar veya Gazze konusundaki görüş ayrılıklarıyla sınırlı değil. Rekabet; Suriye’den Doğu Akdeniz’e, Kızıldeniz’den Afrika Boynuzu’na kadar uzanan geniş bir stratejik mücadele alanına dönüşüyor.
Türkiye ve İsrail geçmişte farklı dönemlerde askeri, ekonomik ve diplomatik iş birliği geliştirmiş iki ülkeydi. Ancak son yıllarda özellikle Filistin meselesi, Gazze’de yaşanan gelişmeler ve bölgedeki yeni güç dengeleri ilişkileri hızla değiştirdi. Bugün gelinen noktada Ankara ve Tel Aviv’in Ortadoğu’nun geleceğine ilişkin birbirinden oldukça farklı iki stratejik perspektife sahip olduğu görülüyor.
Bu rekabetin en hassas noktalarından biri ise hiç kuşkusuz Suriye. İç savaşın ardından ortaya çıkan yeni siyasi ve askeri yapı, Türkiye ile İsrail’i aynı coğrafyada farklı hedefler peşinde koşan iki önemli güç haline getirdi. Türkiye, Suriye’nin güvenliği ve siyasi istikrarı açısından bölgede güçlü bir rol üstlenirken; İsrail ise kendi güvenlik kaygıları doğrultusunda Suriye’deki askeri gelişmeleri yakından takip ediyor.

Son günlerde yaşanan gelişmeler, bu rekabetin doğrudan bir çatışma riskini de beraberinde getirdiğini gösteriyor. İsrail’in Suriye’de Abu Duhur hava üssüne yönelik saldırısı, Türkiye’nin bölgede artan askeri ve stratejik etkisine ilişkin tartışmaları daha da büyüttü. ABD yönetimi ise Türkiye, İsrail ve Suriye arasında yanlış hesaplamalardan kaynaklanabilecek bir askeri gerilimi önlemek için bir iletişim ve koordinasyon mekanizması oluşturulması gerektiğine dikkat çekti.
Asıl tehlike, Türkiye ile İsrail’in birbirleriyle doğrudan savaşmak istemeseler bile aynı coğrafyada giderek daha fazla karşı karşıya gelmesinde yatıyor. Modern savaşların en büyük risklerinden biri, tarafların planlamadığı bir olayın hızla kontrolden çıkabilmesi. Bir hava saldırısı, sınır bölgesindeki askeri hareketlilik veya yanlış değerlendirilmiş bir istihbarat bilgisi, diplomatik krizi kısa sürede daha ciddi bir güvenlik sorununa dönüştürebilir.
Bu nedenle Washington’un devreye girerek taraflar arasında “çatışmayı önleme” mekanizması oluşturma çabası dikkat çekiyor. Ağustos ayında Suriye ve İsrail arasında ABD arabuluculuğunda yapılan görüşmelerde, Türkiye-İsrail rekabetinin Suriye topraklarına daha fazla yansımaması konusu da gündeme geldi. Bu durum, bölgesel rekabetin artık uluslararası diplomasinin temel güvenlik başlıklarından biri haline geldiğini gösteriyor.
Ancak mesele yalnızca Suriye’den ibaret değil. Doğu Akdeniz, Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin bir başka önemli alanı olarak öne çıkıyor. Enerji kaynakları, deniz yetki alanları, askeri ittifaklar ve bölgesel ortaklıklar, iki ülkenin çıkarlarının zaman zaman birbirine zıt yönlerde ilerlemesine neden oluyor. İsrail’in Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği ilişkiler Ankara tarafından yakından izlenirken, Türkiye de Doğu Akdeniz’de kendi jeopolitik ve ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla daha aktif bir politika yürütüyor.
Rekabetin uzandığı bir diğer alan ise Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu. Deniz ticaret yollarının güvenliği, askeri üsler ve enerji hatları artık yalnızca bölge ülkelerini değil, küresel ekonomiyi de doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye’nin Somali başta olmak üzere Afrika’daki diplomatik ve askeri varlığını güçlendirmesi, İsrail’in de bölgedeki stratejik gelişmeleri daha yakından izlemesine yol açıyor.
Bu tablo, Ortadoğu’da yeni bir güç rekabetinin doğduğunu gösteriyor. Geçmişte bölgesel dengeler büyük ölçüde İran-İsrail, Suudi Arabistan-İran veya farklı Arap ülkeleri arasındaki rekabet üzerinden okunurken, bugün Türkiye-İsrail hattı da giderek daha önemli hale geliyor. Uzman değerlendirmelerinde bu rekabetin artık tek bir krizden kaynaklanmadığı, aksine Suriye, Doğu Akdeniz, Washington’daki diplomatik ilişkiler ve Kızıldeniz-Afrika Boynuzu koridoru gibi birçok dosyayı etkileyen yapısal bir nitelik kazandığı belirtiliyor.
Türkiye açısından bakıldığında mesele, yalnızca İsrail ile yaşanan siyasi gerilim değildir. Ankara, yakın çevresinde oluşacak yeni güvenlik mimarisinde belirleyici aktörlerden biri olmak istiyor. Suriye’nin geleceği, Doğu Akdeniz’deki enerji dengesi ve Afrika’ya uzanan ticaret yolları Türkiye’nin uzun vadeli stratejik çıkarları açısından önem taşıyor.
İsrail açısından ise Türkiye’nin genişleyen bölgesel etkisi önemli bir stratejik değişken olarak görülüyor. Bu nedenle iki ülke arasındaki rekabet, sadece bugünün siyasi tartışmalarından değil, Ortadoğu’nun gelecekte nasıl bir güç dengesiyle yönetileceği sorusundan besleniyor.
Önümüzdeki dönemde en önemli mesele, bu rekabetin yönetilebilir sınırlar içinde tutulup tutulamayacağı olacak. Çünkü diplomatik rekabet, uluslararası ilişkilerin doğal bir parçasıdır. Ancak güçlü orduların aynı bölgelerde faaliyet gösterdiği, siyasi söylemlerin sertleştiği ve bölgesel krizlerin birbirine bağlandığı bir ortamda yanlış bir adımın maliyeti çok yüksek olabilir.
Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin geleceği, sadece Ankara ile Tel Aviv’i değil, Suriye’den Doğu Akdeniz’e, Avrupa’dan Körfez ülkelerine kadar geniş bir coğrafyayı ilgilendiriyor. Ortadoğu’nun zaten kırılgan olan dengeleri düşünüldüğünde, bu yeni rekabetin kontrol altında tutulması, bölgesel barış açısından önümüzdeki yılların en kritik diplomatik sınavlarından biri olacak.
Kaynak: SANAYİ HABER AJANSI