Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 17 Eylül 2026 tarihinde haftalık repo ihalesiyle sağlayacağı fonlama miktarını 300 milyar TL’ye yükseltmesi, finans piyasalarının dikkatini bir anda likidite yönetimine çevirdi. Çünkü bir önceki gün yapılan haftalık repo ihalesinin tutarı yalnızca 1 milyar TL idi. Piyasanın beklentisi ise yaklaşık 100 milyar TL seviyesindeydi. Dolayısıyla 300 milyar TL’lik rakam, beklentilerin oldukça üzerinde bir adım olarak öne çıktı.
Peki Merkez Bankası neden böyle bir karar aldı?
Bence öncelikle burada doğru anlaşılması gereken konu, bunun klasik anlamda bir “para politikası gevşemesi” olarak okunmaması gerektiğidir. Repo işlemleri, Merkez Bankası’nın bankacılık sistemindeki kısa vadeli likidite koşullarını düzenlemek için kullandığı temel araçlardan biridir. TCMB de açık piyasa işlemlerinin temel amacının, finansal piyasalardaki kısa vadeli faizlerin politika faizi çevresinde oluşmasını sağlamak ve likiditeyi düzenlemek olduğunu belirtiyor.

Son dönemde finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler, TL likiditesinin daha yakından yönetilmesini gerekli hale getirmiş görünüyor. TCMB 17 Eylül tarihli duyurusunda, finansal piyasalardaki gelişmeler dikkate alınarak likidite imkânlarının gözden geçirildiğini açıkladı. Bu kapsamda haftalık repo ihaleleriyle sağlanacak fonlamanın artırılacağını, bankaların Bankalararası Para Piyasası’ndaki borçlanma limitlerinin güncelleneceğini ve teminat iskonto oranlarının gözden geçirilerek azaltılacağını duyurdu.
Burada önemli bir ayrıntı daha var. Bankaların TCMB bünyesindeki Bankalararası Para Piyasası’ndan borçlanabilme limitleri de artırıldı. Piyasa haberlerine göre bu limitler 10 kat yükseltilerek 510 milyar TL seviyesine çıkarıldı. Böylece Merkez Bankası yalnızca repo kanalından değil, başka likidite araçları üzerinden de bankaların TL’ye erişimini kolaylaştırmış oldu.
Bunun piyasalar açısından ilk anlamı, bankacılık sistemindeki kısa vadeli TL likiditesinin rahatlatılmasıdır.
Bankalar açısından baktığımızda, likiditeye daha kolay ulaşılması fonlama sıkışıklığının azalmasına yardımcı olabilir. Para piyasalarında oluşabilecek aşırı oynaklığın önüne geçilmesi de finansal istikrar açısından önem taşıyor. Özellikle piyasalarda belirsizliğin yükseldiği dönemlerde likidite yönetiminin daha esnek yapılması, finansal sistemin sağlıklı çalışması açısından kritik hale geliyor.
Ancak burada “300 milyar TL piyasaya veriliyor, dolayısıyla enflasyon kesin yükselir” şeklindeki basit bir yorum da doğru olmayacaktır.
Çünkü repo işlemi kalıcı para basımı anlamına gelmez. TCMB’nin repo mekanizmasında bankalara belirli bir süre için TL likiditesi sağlanır ve karşılığında teminat alınır. Vade sonunda işlem tersine döner. Dolayısıyla burada esas mesele, ekonomideki para miktarından çok likiditenin zamanlaması, maliyeti ve hangi kanallardan sisteme aktığıdır.
Diğer taraftan piyasaların vereceği tepki açısından faizler önemli bir gösterge olacaktır. Likidite koşullarının rahatlaması, gecelik faizlerin yukarı yönlü baskısını azaltabilir. Bankaların kısa vadeli fonlama maliyetlerinde daha dengeli bir görünüm ortaya çıkabilir. Bu da kredi ve mevduat piyasasına zaman içerisinde yansıyabilir.
Borsa açısından ise tablo biraz daha karmaşık. Likidite koşullarının rahatlaması finansal varlıklar açısından destekleyici olabilir. Fakat yatırımcıların yalnızca “piyasaya para veriliyor” mesajına bakarak hareket etmesi doğru olmaz. Çünkü enflasyon beklentileri, döviz kuru, jeopolitik gelişmeler, şirket kârlılıkları ve küresel faiz ortamı da varlık fiyatlarını belirleyen önemli unsurlar.
Döviz piyasasında ise daha fazla TL likiditesinin teorik olarak kur üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilecek bir tarafı bulunuyor. Fakat bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, bankacılık sisteminin likidite ihtiyacına, döviz talebine ve TCMB’nin diğer politika araçlarını nasıl kullandığına bağlı olacaktır.
Benim açımdan bu kararın en önemli mesajı, Merkez Bankası’nın piyasadaki likidite koşullarını yakından izlediğini ve gerektiğinde hızlı şekilde müdahale edebilecek bir araç setini kullanmaya devam ettiğidir.
Üstelik TCMB açıklamasında “gerek görülmesi hâlinde her türlü ek tedbir alınacaktır” ifadesine de yer verdi.
Bu nedenle 300 milyar TL’lik repo ihalesini tek başına değerlendirmek yerine, Merkez Bankası’nın son dönemde attığı likidite adımlarının bir parçası olarak görmek gerekiyor.
Önümüzdeki dönemde özellikle üç göstergeyi yakından takip etmekte fayda var: Para piyasası faizleri, döviz kuru ve bankaların kredi-mevduat maliyetleri.
Eğer likidite hamlesi finansal piyasalardaki geçici sıkışıklığı gidermek ve para piyasalarının sağlıklı çalışmasını sağlamak amacıyla kullanılırsa önemli bir dengeleme aracı olacaktır. Ancak likiditenin kalıcı biçimde fazla hale gelmesi durumunda bunun enflasyon ve kur beklentileri açısından farklı sonuçlar doğurabileceği de unutulmamalıdır.
Sonuç olarak 300 milyar TL’lik repo ihalesi bana göre sadece büyük bir rakam değildir. Bu karar, Merkez Bankası’nın finansal sistemdeki para akışını daha yakından yönettiğini ve piyasalardaki gelişmelere göre likidite politikasını gerektiğinde hızlı biçimde değiştirebildiğini gösteren önemli bir gelişmedir. Bundan sonraki süreçte asıl mesele, verilen likiditenin miktarından çok hangi koşullarda, ne kadar süreyle ve ekonominin hangi kesimlerine yansıdığı olacaktır.
Kaynak: SANAYİ HABER AJANSI