Türkiye’de işletmelerle yaptığımız görüşmelerde en sık duyduğumuz cümlelerden biri şu oluyor: “Devlet desteği mi? Bize zaten çıkmaz.”
Bu cümle çoğu zaman geçmişte yaşanan olumsuz bir deneyimden, eksik bilgiden ya da teşvik sisteminin karmaşık görünmesinden kaynaklanıyor. Bazı şirketler desteklerin yalnızca yeni kurulan işletmelere verildiğini düşünüyor. Bazıları ise teşviklerden yararlanabilmek için mutlaka çok büyük bir yatırım yapılması gerektiğine inanıyor. Oysa doğru program, doğru proje ve doğru zamanlama bir araya geldiğinde; küçük, orta veya büyük ölçekli pek çok şirket için önemli fırsatlar bulunabiliyor.
Devlet destekleri yalnızca “karşılıksız para” anlamına gelmez. Hibe programlarının yanı sıra vergi avantajları, SGK prim destekleri, faiz veya kâr payı destekleri, makine ve teçhizat yatırımlarına yönelik teşvikler, ihracat destekleri, Ar-Ge programları, dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, istihdam ve eğitim destekleri de bu sistemin önemli parçalarıdır.
Bir şirket doğrudan hibe alamasa bile yapacağı yatırım kapsamında KDV istisnasından, gümrük vergisi muafiyetinden, vergi indiriminden veya sigorta primi desteğinden yararlanabilir. Başka bir şirket ihracata yönelik tanıtım, fuar, marka tescili, birim kira veya pazara giriş giderlerini destek kapsamına alabilir. Yazılım geliştiren bir işletme Ar-Ge desteklerinden faydalanabilirken, üretim yapan bir firma kapasite artışı, enerji verimliliği, dijitalleşme veya makine yatırımı üzerinden farklı avantajlara ulaşabilir.
Buradaki temel mesele, “Destek var mı?” sorusundan önce “Şirketin mevcut yapısına ve gelecek planlarına uygun hangi destekler var?” sorusunu sormaktır.
Sorun Destek Olmaması Değil, Doğru Desteğin Bulunamaması
Teşvik ve hibe sistemi dışarıdan bakıldığında oldukça karışık görünebilir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, KOSGEB, TÜBİTAK, SGK, TKDK, Avrupa Birliği fonları ve farklı kamu kurumları tarafından yürütülen çok sayıda program bulunuyor. Her programın amacı, hedef kitlesi, başvuru şartları, destek oranı, değerlendirme yöntemi ve uygulama süreci birbirinden farklıdır.
Bu nedenle yalnızca destek çağrılarını takip etmek çoğu zaman yeterli olmaz. Şirketin faaliyet konusu, NACE kodu, ölçeği, çalışan sayısı, mali yapısı, yatırım yeri, ihracat durumu, geçmiş dönem verileri ve gelecek hedefleri birlikte değerlendirilmelidir.
Francis Bacon’ın çok bilinen sözüyle, “Bilgi güçtür.” Teşvik sisteminde ise bilgi yalnızca güç değil, aynı zamanda doğrudan finansal avantajdır. Bir şirketin haberdar olmadığı destek, onun için fiilen var olmayan bir kaynaktır.
Çoğu işletme yatırımını yaptıktan, makinesini aldıktan, personelini işe başlattıktan veya harcamasını gerçekleştirdikten sonra destek aramaya başlıyor. Ancak birçok programda başvurunun harcamadan önce yapılması gerekiyor. Yani iyi bir proje yanlış zamanda başlatıldığında destek kapsamı dışında kalabiliyor. Bu nedenle teşvik planlamasının yatırım kararından sonra değil, yatırım kararıyla birlikte yapılması gerekir.
“Başvururuz, Nasıl Olsa Çıkar” Yaklaşımı da Doğru Değil
“Bize çıkmaz” düşüncesi ne kadar hatalıysa, “Formu doldururuz ve mutlaka destek alırız” yaklaşımı da o kadar gerçekçi değildir. Teşvik ve hibe süreçleri yalnızca evrak hazırlamaktan ibaret değildir.
İyi bir başvuru; şirketin ihtiyacını doğru tanımlamalı, yatırımın gerekçesini açıklamalı, ölçülebilir hedefler ortaya koymalı, bütçeyi gerçekçi şekilde oluşturmalı ve projenin işletmeye sağlayacağı ekonomik katkıyı somut biçimde göstermelidir. Projenin istihdama, ihracata, verimliliğe, teknolojiye, çevreye veya katma değerli üretime nasıl katkı sağlayacağı anlaşılır biçimde anlatılmalıdır.
Başvurunun kabul edilmesi de sürecin bittiği anlamına gelmez. Harcamaların mevzuata uygun yapılması, faturaların doğru düzenlenmesi, ödeme belgelerinin saklanması, raporların hazırlanması ve termin sürelerinin takip edilmesi gerekir. Aksi hâlde destek almaya hak kazanan bir şirket bile uygulama aşamasındaki eksiklikler nedeniyle ödeme alamayabilir veya destek tutarında kesintiyle karşılaşabilir.
Bu yüzden profesyonel teşvik danışmanlığı sadece “hangi destek var?” sorusuna cevap vermek değildir. Esas değer; şirketin fotoğrafını doğru çekmek, uygun programları belirlemek, başvuruyu hazırlamak, uygulama sürecini takip etmek ve şirketi olası risklerden korumaktır.
Teşvik Bir Kurtarma Paketi Değil, Büyüme Aracıdır
Devlet desteklerine yalnızca finansal sıkışıklık yaşandığında başvurulması da yaygın bir yanlış anlayıştır. Oysa teşvikler çoğu zaman borç kapatmak veya geçmiş zararları telafi etmek için değil; yeni yatırım yapmak, kapasiteyi artırmak, ihracata başlamak, yeni ürün geliştirmek, istihdam oluşturmak ve şirketi geleceğe hazırlamak için tasarlanır.
Benjamin Franklin’in şu sözü burada oldukça anlamlıdır: “Bilgiye yapılan yatırım en yüksek faizi getirir.” Şirketlerin teşvik sistemini öğrenmek, doğru uzmanlarla çalışmak ve yatırımlarını desteklerle birlikte planlamak için ayırdığı zaman, çoğu durumda kendilerine vergi avantajı, hibe, finansman kolaylığı veya maliyet tasarrufu olarak geri döner.
Bazen bir şirket, küçük gördüğü bir yatırım kaleminde önemli bir avantaj elde edebilir. Bazen yıllardır yaptığı bir faaliyetin aslında bir destek programına uygun olduğunu fark eder. Bazen de planladığı yatırımın tarihini, kapsamını veya bütçesini doğru yapılandırarak daha yüksek bir destek oranına ulaşabilir.
Bunların tamamı detaylı analizle ortaya çıkar.
Önce “Çıkmaz” Demek Yerine Uygunluk Analizi Yaptırın
Her şirket her destekten yararlanamaz. Bunu açıkça söylemek gerekir. Teşvik ve hibe danışmanlığının amacı da uygun olmayan bir işletmeye boş umut vermek değildir. Ama şirketin yapısını incelemeden, yatırım planını değerlendirmeden ve güncel programlarla eşleştirme yapmadan “Bize zaten çıkmaz” demek de önemli fırsatların kapısını baştan kapatmaktır.
Bugün rekabet yalnızca daha fazla satış yapmakla değil; kaynakları doğru kullanmak, maliyetleri azaltmak, yatırımı doğru finanse etmek ve büyümeyi planlamakla kazanılıyor. Devlet destekleri de bu stratejik planlamanın önemli araçlarından biridir.
Belki şirketinizin yararlanabileceği destek, gözünüzün önünde duruyor. Belki yeni alacağınız makine, geliştireceğiniz yazılım, oluşturacağınız istihdam, açılacağınız yeni pazar veya yapacağınız dijital dönüşüm için önemli bir teşvik imkânı bulunuyor.
Bunu öğrenmenin yolu tahminde bulunmak değil, şirketinize özel detaylı bir teşvik ve uygunluk analizi yaptırmaktır.
Kısacası mesele, devletin destek verip vermemesi değil; şirketin doğru zamanda, doğru programla ve doğru projeyle o desteğin karşısına çıkabilmesidir. Bu nedenle “Bize zaten çıkmaz” demeden önce bir kez daha düşünün. Çünkü bazen büyümek için ihtiyaç duyduğunuz fırsat, sandığınızdan çok daha yakındadır.
Kaynak: Sanayi Haber Ajansı