Türkiye ekonomisinin en önemli gündem maddelerinden biri yine enflasyon… Ancak artık tartışmanın yalnızca “enflasyon düşecek mi?” sorusundan ibaret olmadığını görüyoruz. Vatandaş açısından asıl mesele, fiyatların ne hızla arttığı kadar, gelirlerin bu fiyat artışları karşısında nasıl korunacağı meselesidir.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in son açıklamaları da tam bu noktada önem taşıyor. Şimşek, kamu çalışanları ve emeklilerin maaşlarının en az enflasyon oranında artırılacağını belirtirken, ekonomik programın temel önceliğinin dezenflasyon olduğunu vurguladı.
Benim açımdan bu açıklamanın iki ayrı yönü bulunuyor. Birinci tarafı enflasyonla mücadele, ikinci tarafı ise vatandaşın satın alma gücünün korunmasıdır.

Enflasyon sadece bir rakam değildir
Enflasyon oranını açıklarken çoğu zaman tek bir rakam üzerinden konuşuyoruz. Oysa vatandaşın hissettiği enflasyon ile resmi enflasyon arasında farklılık oluşabilmektedir. Çünkü her ailenin harcama sepeti aynı değildir.
Dar gelirli bir ailenin bütçesinde gıda, kira, ulaşım ve enerji harcamalarının payı yüksekken, daha yüksek gelir grubunda bu kalemlerin toplam bütçe içerisindeki ağırlığı daha düşük olabilir.
Dolayısıyla enflasyonun düşmesi elbette önemlidir. Fakat fiyatların daha yavaş artması, fiyatların geri gelmesi anlamına gelmez.
Örneğin yüzde 30’luk enflasyonun yüzde 20’ye düşmesi olumlu bir gelişmedir. Ancak fiyatlar hâlâ yüzde 20 oranında artmaktadır. İşte ücretliler açısından meselenin en hassas noktası burasıdır.
“En az enflasyon kadar zam” ne anlama geliyor?
Bakan Şimşek’in kamu çalışanları ve emekliler için verdiği mesaj, gelirlerin enflasyon karşısında korunmasına yönelik bir yaklaşım ortaya koyuyor.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var.
Ücretin enflasyon kadar artırılması, çalışanın nominal gelirinin korunması anlamına gelir. Fakat vatandaşın gerçek refahını belirleyen unsur yalnızca maaşın kaç lira olduğu değildir. Maaşla satın alınabilen mal ve hizmet miktarı, yani reel satın alma gücü daha önemlidir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde ücret politikası ile enflasyon politikası birlikte değerlendirilmelidir.
Eğer enflasyon kalıcı biçimde düşerse, ücret artışlarının daha düşük oranlarda yapılması bile zaman içerisinde satın alma gücünün daha istikrarlı hale gelmesini sağlayabilir.
Fakat enflasyon yüksek kalmaya devam ederse, maaş artışlarının sürekli olarak enflasyonu takip etmek zorunda kalması kaçınılmaz hale gelir.
Asıl hedef ücretlerin değil, enflasyonun düşmesi olmalı
Burada ekonomik programın temel mantığını doğru okumak gerekiyor.
Enflasyon yüksekken ücretleri sürekli artırmak kısa vadede vatandaşın gelir kaybını telafi edebilir. Ancak ücret artışlarının maliyetlere ve talebe yansıması durumunda fiyatlar yeniden yukarı çıkabilir.
Bu nedenle kalıcı çözüm, ücretleri sürekli fiyatların peşinden koşturmak değil, fiyat artışlarını kalıcı olarak aşağı çekmektir.
Bakan Şimşek de son açıklamalarında dezenflasyon sürecinin devam ettiğini, ancak dış şokların süreci zorlaştırdığını ifade ediyor. Özellikle küresel emtia fiyatları ve jeopolitik gelişmelerin Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler üzerinde daha güçlü etkiler oluşturabileceğine dikkat çekiyor.
Bu değerlendirme önemlidir. Çünkü Türkiye’nin enflasyon mücadelesi yalnızca içeride alınacak kararlarla sınırlı değildir.
Emekli ve çalışan açısından tablo
Emekliler ve sabit gelirli çalışanlar açısından konu daha da hassas.
Çünkü bu kesimlerin gelirlerini kısa sürede artırma imkânları sınırlıdır. Bir işletme fiyatını değiştirebilir, bir şirket yeni gelir yaratabilir. Ancak emeklinin veya sabit maaşlı çalışanın geliri çoğunlukla belirli dönemlerde yapılan artışlarla değişmektedir.
Bu nedenle enflasyonun üzerinde fiyat artışları yaşanan temel ihtiyaçlarda, genel enflasyon oranı tek başına yeterli bir gösterge olmayabilir.
Özellikle kira, gıda, eğitim, sağlık ve ulaşım gibi temel harcamalar vatandaşın bütçesini doğrudan etkiliyor.
Bakan Şimşek’in eğitim fiyatlarıyla ilgili değerlendirmelerinde de bu konu gündeme geldi. Eğitim fiyat artışlarının manşet enflasyonun üzerinde seyretmesinin hane bütçeleri açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiği görülüyor.
Asgari ücret konusu da önemli
Ücret tartışmasının en kritik başlıklarından biri de asgari ücret.
2026 yılında net asgari ücret 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak uygulanıyor.
Burada önümüzdeki dönem açısından temel soru şudur:
Asgari ücret artışı yalnızca geçmiş enflasyonu telafi etmeye mi odaklanacak, yoksa çalışanların gelecekteki satın alma gücünü de dikkate alan bir yaklaşım mı uygulanacak?
Bu sorunun cevabı sadece çalışanları değil, işletmeleri de ilgilendiriyor. Çünkü ücret maliyetlerindeki artış işletmelerin maliyet yapısını etkiliyor. Özellikle emek yoğun sektörlerde ücret artışları fiyatlara yansıyabiliyor.
Dolayısıyla ücret artışı ile enflasyon arasında çift yönlü bir ilişki bulunuyor.
Bundan sonraki süreç
Bence önümüzdeki dönemin en önemli konusu, enflasyonun düşürülmesi ile vatandaşın refahının korunması arasında sağlıklı bir denge kurulmasıdır.
Sadece enflasyonu düşürmek yeterli değildir. Enflasyon düşerken toplumun geniş kesimlerinin satın alma gücünün de korunması gerekir.
Aynı şekilde yalnızca yüksek ücret artışlarına odaklanmak da kalıcı çözüm değildir. Çünkü fiyat istikrarı sağlanamadığı sürece bugün yapılan zamların önemli bir bölümü yarın fiyat artışları tarafından geri alınabilir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, ücretlerin sürekli enflasyonu kovaladığı bir ekonomi değil; enflasyonun kalıcı olarak düşük seviyelere indiği ve ücretlerin de bunun üzerinde reel olarak artabildiği bir ekonomik yapıdır.
Bunun gerçekleşmesi için para politikası, maliye politikası, gelirler politikası, üretim, verimlilik ve rekabet politikalarının birbirini desteklemesi gerekiyor.
Sonuçta vatandaşın beklediği yalnızca maaşının rakamsal olarak artması değildir. Asıl beklenti, aldığı maaşla daha fazla ihtiyaç karşılayabilmesidir.
Bu nedenle Mehmet Şimşek’in “en az enflasyon kadar artış” mesajını değerlendirirken, önümüzdeki dönemde asıl takip edilmesi gereken göstergenin reel ücretler ve satın alma gücü olduğunu düşünüyorum.
Çünkü ekonomide gerçek başarı, maaşların kaç lira olduğuyla değil, o maaşlarla ne kadar mal ve hizmet alınabildiğiyle ölçülür.
Kaynak: SANAYİ HABER AJANSI