KADINLARIN VE GENÇLERİN İŞGÜCÜNE KATILIMINI ARTIRICI ÖNLEMLER

Yayınlama: 20.11.2025
7
A+
A-
Sanayi Haber Ajansı İstanbul Temsilcisi Ekonomist / Yazar

Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyümesi, yalnızca sermaye yatırımlarına veya ihracat performansına değil; aynı zamanda işgücü piyasasında kapsayıcı bir yapının kurulmasına da bağlı. Özellikle kadınlar ve gençler, ekonominin potansiyel gücünü temsil eden iki büyük toplumsal kesimi oluşturuyor. Ancak bu iki grubun işgücüne katılım oranları, uzun süredir hem OECD ortalamalarının hem de gelişmiş ekonomilerdeki seviyelerin gerisinde seyrediyor. Dolayısıyla, istihdam politikalarının merkezine kadınların ve gençlerin daha etkin biçimde katılımını sağlayacak önlemleri koymak, ekonomik olduğu kadar sosyal bir zorunluluk haline geldi.

Kadınların Ekonomiye Katılımı: Görünmeyen Emeğin Görünür Kılınması

Kadınların işgücüne katılım oranı Türkiye’de son yıllarda artış eğilimi gösterse de hâlen yüzde 36-38 bandında seyrediyor. Bu oran, OECD ortalamasının yaklaşık 25 puan altında. Temel nedenler arasında eğitim düzeyindeki farklar, bakım sorumluluklarının büyük ölçüde kadınlar üzerinde kalması, kayıt dışı istihdamın yaygınlığı ve toplumsal cinsiyet rolleri yer alıyor. Özellikle kırsal alanlarda kadın emeği çoğu zaman görünmez durumda; tarım dışı sektörlerde istihdam imkânlarının sınırlılığı da bu tabloyu derinleştiriyor.

Kadınların işgücü piyasasına daha güçlü biçimde katılabilmesi için öncelikle bakım ekonomisinin desteklenmesi gerekiyor. Uygun fiyatlı ve erişilebilir kreş hizmetleri, yalnızca sosyal bir destek değil, aynı zamanda ekonomik bir gereklilik haline gelmiş durumda. Türkiye’de 0-5 yaş arası çocuk sahibi kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 25’in altındayken, aynı yaş grubundaki çocuğu olmayan kadınlarda bu oran yüzde 45’lere yaklaşıyor. Bu fark, bakım hizmetlerinin istihdam üzerindeki doğrudan etkisini açık biçimde gösteriyor.

Ayrıca, esnek çalışma modellerinin (uzaktan, yarı zamanlı veya proje bazlı çalışma) yaygınlaştırılması, özellikle beyaz yakalı kadınların işgücüyle bağını güçlendirebilir. Dijitalleşme ve platform ekonomileri bu açıdan yeni fırsatlar sunuyor. Ancak bu modellerin güvenceli biçimde düzenlenmesi gerekiyor; aksi halde kadın emeği düşük ücretli ve istikrarsız alanlara hapsolabilir.

Bunun yanında, kadın girişimciliğini destekleyen finansman araçlarının çeşitlendirilmesi önem taşıyor. Kadın kooperatifleri, mikro kredi programları ve kadın girişimcilere özel hibe mekanizmaları, yerel düzeyde ekonomik katılımı artırıyor. Kadınların sadece “çalışan” değil, aynı zamanda “üreten ve yöneten” aktörler haline gelmesi, ekonomik çeşitliliğe de katkı sağlıyor.

Gençlerin İşgücüne Katılımı: Eğitimden Üretime Geçişin Güçlendirilmesi

Genç nüfus, Türkiye’nin en büyük demografik avantajı olarak görülüyor; ancak bu avantaj giderek zayıflıyor. 15-24 yaş arası gençlerde işsizlik oranı son yıllarda yüzde 17-19 aralığında seyrediyor. Daha çarpıcı olan ise, “ne eğitimde ne istihdamda olan gençler” in (NEET) oranının yüzde 25 civarında olması. Bu tablo, gençlerin potansiyel üretkenliğinin büyük bölümünün âtıl kaldığını gösteriyor.

Gençlerin işgücüne katılımını artırmanın temel koşulu, eğitim sisteminin işgücü piyasasıyla uyumlu hale getirilmesidir. Türkiye’de mesleki eğitim uzun yıllar boyunca düşük prestijli bir alan olarak görülmüş, bu da sanayi ve teknik sektörlerde ara eleman açığını büyütmüştür. Oysa dijital dönüşüm, yenilenebilir enerji, yazılım geliştirme, bakım hizmetleri veya yeşil üretim gibi yeni sektörlerde beceriye dayalı istihdamın payı hızla artıyor. Bu nedenle, mesleki ve teknik eğitim kurumlarının müfredatı piyasa ihtiyaçlarına göre güncellenmeli; aynı zamanda özel sektörle daha yakın bir iş birliği modeli kurulmalıdır.

Bunun yanı sıra, genç girişimciliğinin teşviki de kritik bir alandır. KOSGEB, TÜBİTAK veya kalkınma ajansları tarafından sağlanan desteklerin erişilebilirliği artırılmalı, gençlerin yenilikçi fikirlerini ticarileştirmesi için mentorluk ve finansman mekanizmaları güçlendirilmelidir. Girişimcilik ekosistemi yalnızca ekonomik değil, kültürel bir dönüşümün de aracıdır; gençlere risk almaktan korkmayan, yenilikçi bir çalışma kültürü kazandırır.

Ayrıca, üniversite ve iş dünyası arasındaki kopukluk giderilmelidir. Staj programlarının niteliği artırılarak, gençlerin iş deneyimi kazanması kolaylaştırılmalıdır. Dijital beceri eğitimleri, kodlama atölyeleri ve yapay zekâ temelli üretim modellerine yönelik kurslar da genç işgücünün geleceğe hazırlanmasında kilit rol oynar.

Kapsayıcı Politikalarla Yeni Bir İşgücü Paradigması

Kadınlar ve gençlerin işgücüne katılımını artırmak, yalnızca sosyal adaletin değil, ekonomik verimliliğin de gereğidir. OECD tahminlerine göre, kadınların işgücüne katılım oranının yüzde 10 artması, Türkiye’nin GSYH’sini orta vadede yaklaşık yüzde 3-4 oranında büyütebilir. Benzer biçimde, genç işsizliğinde sağlanacak 5 puanlık bir düşüş, toplam istihdamda yüz binlerce kişilik bir artışa yol açabilir.

Bu bağlamda, aktif işgücü politikalarının yeniden tasarlanması gerekiyor. İşsizlik sigortası fonu kaynakları, sadece pasif destek aracı olarak değil, yeniden eğitim ve beceri kazandırma programlarında aktif biçimde kullanılmalı. Kadınlara ve gençlere özel istihdam prim teşvikleri, işverenleri bu kesimleri istihdam etmeye yönlendirebilir. Ayrıca, yerel yönetimler de istihdam ofisleri aracılığıyla kadın ve genç işsizlerin özel ihtiyaçlarına uygun danışmanlık hizmetleri sunmalıdır.

Politikaların yalnızca “ekonomik” değil, “kültürel” boyutu da ihmal edilmemelidir. Toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen iletişim kampanyaları, aile içi bakım sorumluluklarının paylaşımını teşvik eden düzenlemeler ve gençlerin üretim süreçlerine katılımını özendiren sosyal programlar, yapısal dönüşümün tamamlayıcı unsurlarıdır.

Sonuç olarak, Türkiye’nin üretken, adil ve yenilikçi bir ekonomik yapıya ulaşması, kadınların ve gençlerin potansiyelini tam olarak kullanabilmesine bağlıdır. Bu yalnızca bir istihdam politikası değil; geleceğin refahını inşa etme vizyonudur. Kadınlar ve gençler ekonomiye eşit biçimde katıldığında, Türkiye sadece daha çok üretmez; aynı zamanda daha adil, daha dengeli ve daha umutlu bir toplum haline gelir.

 

 

Kaynak: Sanayi Haber Ajansı

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.