Türkiye ekonomisinin geleceğini anlamak için yalnızca enflasyon, döviz kuru veya faiz oranlarına bakmak yeterli değildir. Ekonominin gerçek üretim gücünü görebilmek için fabrikaların ne durumda olduğuna, siparişlerin artıp artmadığına, üretimin hızlanıp hızlanmadığına ve sanayicinin geleceğe nasıl baktığına da bakmak gerekir. Bu açıdan İmalat PMI verileri oldukça önemli bir gösterge niteliğindedir.
Eylül ayına ilişkin İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi, yani PMI, ağustostaki 48,1 seviyesinden 47,9’a geriledi. 50 seviyesinin altındaki değerler imalat sektöründe daralmaya işaret ediyor. Dolayısıyla eylül verisi, Türkiye imalat sanayisinde faaliyet koşullarındaki zayıflamanın devam ettiğini gösteriyor.
Burada benim özellikle dikkat çekmek istediğim nokta, tek başına 47,9 rakamı değildir. Asıl önemli olan, bu rakamın arkasındaki ekonomik tablodur.
Eylül ayında yeni siparişlerdeki düşüş devam ederken, ihracat siparişlerinde de gerileme yaşandı. Yeni siparişlerin yeterince güçlü olmaması üretim tarafını da doğrudan etkiledi. Üretim üst üste dördüncü ay geriledi. Bu durum, sanayicinin elindeki siparişlerin üretim kapasitesini yeterince desteklemediğini ortaya koyuyor.
Bence ekonominin en hassas noktalarından biri tam da burasıdır. Fabrikalar sipariş alamıyorsa üretim yavaşlar. Üretim yavaşladığında kapasite kullanımı baskı altında kalır. Ardından yatırım kararları ertelenebilir, istihdam zayıflayabilir ve ekonomik büyüme üzerinde aşağı yönlü baskı oluşabilir.
Nitekim PMI verileri istihdam açısından da dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. İmalat sektöründe çalışan sayısındaki düşüş 22’nci aya taşındı. Eylül ayında istihdamdaki gerilemenin hızı ağustosa göre bir miktar hafiflese de, uzun süredir devam eden bu eğilim sanayideki talep sorununu göstermesi açısından önemlidir.
Bir başka önemli konu ise maliyetlerdir.

Eylül ayında girdi maliyetlerindeki artış son dört ayın en yüksek seviyesine çıktı. Petrol, yakıt, taşımacılık ve ham madde fiyatlarındaki yükseliş üreticinin maliyetlerini artırdı. Üretici bu maliyet artışlarının bir bölümünü nihai ürün fiyatlarına yansıttı ve nihai ürün fiyatları enflasyonu da dört ayın zirvesine çıktı.
İşte burada ekonomi açısından oldukça zor bir tablo ortaya çıkıyor. Bir tarafta siparişler zayıflıyor, diğer tarafta maliyetler yükseliyor. Sanayici hem satışlarını artırmak hem de artan maliyetlerini yönetmek zorunda kalıyor. Maliyetleri tamamen fiyatlara yansıtmak mümkün olmadığı zaman ise kâr marjları daralıyor.
Üstelik Türkiye imalat sanayisi sadece iç talep açısından değil, dış talep açısından da zorlu bir dönemden geçiyor. Küresel ekonomideki belirsizlikler, jeopolitik gelişmeler ve özellikle Orta Doğu’daki savaşın yarattığı riskler, firmaların sipariş ve üretim kararlarını etkiliyor. S&P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker da üçüncü çeyrekte görünümün önemli ölçüde değişmediğine ve jeopolitik belirsizliğin büyümeyi sınırlamayı sürdürdüğüne dikkat çekiyor. Bununla birlikte üçüncü çeyrek PMI ortalamasının ikinci çeyrek ortalamasının hafif üzerinde olması, toparlanmaya yönelik temkinli bir sinyal olarak değerlendiriliyor.
Sektörler arasında da önemli farklılıklar var. Eylül ayında izlenen 10 sektörden dokuzunda üretim yavaşladı. Tek istisna gıda ürünleri sektörü oldu. Gıda sektörü son yedi ayda ilk kez üretimini artırırken, yeni siparişleri de artan tek sektör olarak öne çıktı. Buna karşılık kimyasal, plastik ve kauçuk ürünlerinde üretim düşüşü daha belirgin oldu.
Buradan Türkiye ekonomisi açısından önemli bir sonuç çıkarmamız gerekiyor.
Sanayinin yeniden güçlü bir büyüme patikasına girebilmesi için yalnızca finansal koşulların değil, talep koşullarının da iyileşmesi gerekiyor. Sanayici önünü göremediği zaman yatırım yapmakta, yeni çalışan almakta ve kapasitesini artırmakta doğal olarak daha temkinli davranacaktır.
Benim açımdan Eylül PMI verisinin en önemli mesajı şudur: Türkiye’nin üretim kapasitesi var, ancak bu kapasitenin güçlü biçimde kullanılabilmesi için daha güçlü ve sürdürülebilir sipariş akışına ihtiyaç bulunuyor.
Üretim ekonomisi güçlü olmayan bir ülkenin kalıcı büyüme sağlaması da kolay değildir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde sadece enflasyonun düşmesine değil, sanayi üretiminin, ihracatın, yeni siparişlerin ve istihdamın birlikte toparlanmasına odaklanmak gerekiyor.
Eylül PMI verisi henüz ekonominin bütününü temsil eden nihai bir sonuç değildir. Ancak ekonominin öncü göstergelerinden biri olarak bize önemli bir uyarı yapıyor: Sanayide çarklar dönüyor, fakat henüz istenilen hızda değil.
Türkiye’nin önümüzdeki dönemde büyümesini daha sağlıklı ve kalıcı hale getirebilmesi için bu çarkların hızlanması gerekiyor. Bunun yolu ise üreticinin maliyet baskısının hafiflemesinden, iç ve dış talebin güçlenmesinden, yatırım ortamının iyileşmesinden ve sanayicinin geleceğe daha fazla güvenle bakabilmesinden geçiyor.
Kısacası Eylül PMI rakamı bize yalnızca 47,9’u göstermiyor. Aynı zamanda Türkiye ekonomisinin üretim tarafında hâlâ aşılması gereken önemli engeller bulunduğunu da anlatıyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Kaynak: SANAYİ HABER AJANSI