Türkiye ekonomisinin geleceği açısından en önemli göstergelerden biri hiç kuşkusuz imalat sanayinin ne kadar üretim yaptığıdır. Çünkü sanayi yalnızca fabrikaların üretiminden ibaret değildir. Sanayideki hareketlilik; istihdamı, ihracatı, yatırımları, lojistiği, enerji tüketimini, vergi gelirlerini ve dolayısıyla ekonomik büyümenin genel seyrini doğrudan etkiler. Bu nedenle her ay açıklanan İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı’nı yalnızca bir istatistik olarak değil, ekonominin üretim tarafındaki nabız olarak değerlendirmek gerekir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Eylül 2026 verilerine göre, imalat sanayi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı bir önceki aya göre 0,6 puan artarak yüzde 74,1’e yükseldi. Mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı ise 0,7 puan artışla yüzde 74,2 oldu. Veriler, imalat sanayinde ağustos ayındaki seviyelerin ardından eylülde bir toparlanma yaşandığını gösteriyor.
Peki yüzde 74,1 ne anlama geliyor?
Basit bir ifadeyle, fabrikaların mevcut fiziksel üretim kapasitesinin yaklaşık dörtte üçünün kullanıldığı anlamına geliyor. Elbette kapasite kullanım oranını “fabrikalar yüzde 25 boş duruyor” şeklinde yorumlamak doğru değildir. Bakım süreleri, vardiya düzenleri, sipariş yapısı, teknik sınırlamalar, ürün değişimleri ve ekonomik koşullar gibi birçok faktör kapasite kullanımını etkiler. Ancak yine de yüzde 74 seviyeleri, sanayinin daha fazla üretim yapabilmesi için önemli bir alan bulunduğunu göstermektedir.
Burada asıl önemli nokta, kapasitenin neden tam olarak kullanılamadığıdır.
Bir fabrikanın kapasitesi yüksek olduğu halde siparişleri yetersizse sorun üretim kapasitesinden çok taleptedir. Buna karşılık siparişler güçlü olduğu halde finansman, iş gücü, enerji maliyetleri veya hammadde sorunları nedeniyle üretim yapılamıyorsa bu kez farklı bir problemden söz ederiz. Dolayısıyla kapasite kullanım oranının tek başına yükselmesi veya düşmesi kadar, bu hareketin arkasındaki nedenleri de anlamak gerekir.
Eylül ayındaki artışın dikkat çekici taraflarından biri yatırım mallarında görüldü. Yatırım mallarında kapasite kullanım oranı ağustostaki yüzde 69,7 seviyesinden yüzde 73,1’e yükseldi. Buna karşılık dayanıklı tüketim mallarında oran yüzde 68,2’den yüzde 66,4’e geriledi. Ara mallarında kapasite kullanımı yüzde 74,5, tüketim mallarında yüzde 71,4 olarak gerçekleşti.
Yatırım mallarındaki yükseliş özellikle önemlidir. Çünkü yatırım malları üretim kapasitesinin geleceği açısından kritik bir göstergedir. Makine, ekipman ve benzeri yatırım ürünlerine yönelik üretimin artması, işletmelerin yatırım talebinin ve üretim zincirlerinin hareketlenmesi açısından izlenmesi gereken bir gelişmedir.
Sektörler arasında da önemli farklılıklar bulunuyor. Eylül ayında en yüksek kapasite kullanım oranı yüzde 83,7 ile ağaç ürünleri imalatında gerçekleşti. Tütün ürünlerinde yüzde 83,1, kâğıt ürünlerinde ise yüzde 83 seviyesine ulaşıldı. Buna karşılık deri ürünlerinde kapasite kullanımı yüzde 59,8, makine ve ekipman imalatında yüzde 63,2 seviyesinde kaldı.
Bu tablo bize Türkiye sanayisinin tek tip bir yapıdan oluşmadığını açıkça gösteriyor. Bazı sektörlerde fabrikalar yüksek kapasiteyle çalışırken bazı alanlarda üretim potansiyelinin önemli bölümü kullanılmıyor. Dolayısıyla ekonomi politikalarının da bütün sektörleri aynı şekilde değerlendirmek yerine sektörlerin farklı ihtiyaçlarını dikkate alması gerekiyor.
Otomotiv tarafında kapasite kullanımının yüzde 75,9 olması da dikkat çekiyor. Diğer ulaşım araçlarında yüzde 77,1, giyim sektöründe yüzde 77,4 ve eczacılık ürünlerinde yüzde 76,5 seviyeleri görüldü. Bu rakamlar, bazı sektörlerde üretim faaliyetinin daha güçlü olduğunu ortaya koyuyor.
Benim açımdan bu verinin en önemli mesajlarından biri şudur: Türkiye’nin büyümesi için yalnızca tüketimin değil, üretimin de güçlenmesi gerekiyor.
Ekonomide kalıcı büyüme sağlamak istiyorsak fabrikaların daha fazla üretmesi, işletmelerin yatırım yapması, teknolojik dönüşümün hızlanması ve ihracat kapasitesinin geliştirilmesi gerekiyor. Kapasite kullanımının yüzde 74 civarında olması, önümüzde hâlâ önemli bir üretim potansiyeli bulunduğunu gösteriyor. Fakat bu potansiyelin kullanılabilmesi için talep, finansman, maliyetler ve rekabet gücü birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle yüksek maliyetler sanayicinin önündeki önemli başlıklardan biridir. Enerji, işçilik, finansman ve hammadde maliyetlerindeki yükseliş, işletmelerin üretim kararlarını doğrudan etkiliyor. Ayrıca küresel piyasalardaki rekabet de giderek sertleşiyor. Türkiye’nin sanayide daha yüksek kapasite kullanımına ulaşabilmesi için yalnızca iç talebe güvenmek yeterli olmayacaktır. İhracat pazarlarında rekabet gücünü korumak ve katma değeri yüksek ürünlerin payını artırmak gerekiyor.
Burada finansman konusu da ayrıca önem taşıyor. Bir işletmenin siparişi olabilir, makinesi olabilir ancak uygun maliyetli finansmana ulaşamıyorsa üretimini istediği ölçüde artıramayabilir. Bu nedenle sanayinin kapasitesini artırmak kadar mevcut kapasitenin verimli kullanılmasını sağlayacak finansman koşullarının oluşturulması da önemlidir.
Sonuç olarak Eylül 2026 kapasite kullanım oranı sanayi açısından olumlu bir hareketlilik gösteriyor. Mevsimsel etkilerden arındırılmış oranın yüzde 74,1’e yükselmesi, ağustos ayındaki zayıflamanın ardından üretim tarafında bir toparlanma işareti olarak değerlendirilebilir. Ancak bu oranı tek başına güçlü bir sanayi performansının kesin kanıtı olarak görmek de doğru olmaz.
Asıl mesele, bu yükselişin önümüzdeki aylarda kalıcı olup olmayacağıdır.
Eğer kapasite kullanımı artarken yatırımlar, istihdam, ihracat ve verimlilik de birlikte yükselirse, bunu daha güçlü bir sanayi yapısına doğru ilerleme olarak değerlendirmek mümkün olacaktır. Aksi durumda birkaç aylık dalgalanma olarak kalabilir.
Türkiye’nin ihtiyacı sadece daha fazla üretim yapmak değil; daha verimli, daha teknolojik, daha rekabetçi ve daha yüksek katma değerli üretim yapmaktır. Kapasite kullanım oranındaki her yükseliş bu hedef açısından değerlidir. Fakat asıl başarı, fabrikaların sadece daha fazla çalışması değil, üretilen her bir birimin ekonomiye daha fazla değer katmasıyla mümkün olacaktır.
Kaynak: SANAYİ HABER AJANSI