Küresel piyasaların yönünü belirleyen en önemli gelişmelerin başında ABD Merkez Bankası’nın, yani Fed’in faiz politikası geliyor. Özellikle son dönemde Fed’in faiz artırabileceği yönündeki beklentilerin güçlenmesi, yalnızca ABD piyasalarını değil, gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere bütün dünya finans piyasalarını yakından ilgilendiriyor. Çünkü Fed’in atacağı her adım, küresel sermayenin yönünü, doların değerini, tahvil faizlerini, altın fiyatlarını ve gelişmekte olan ülke para birimlerini doğrudan etkiliyor.
Burada önemli olan sadece Fed’in gerçekten faiz artırıp artırmayacağı değil, piyasaların böyle bir artışı ne ölçüde fiyatladığıdır. Finans piyasalarında beklenti çoğu zaman gerçekleşen karardan önce satın alınır veya satılır. Dolayısıyla faiz artırımı henüz gerçekleşmeden doların güçlenmesi, tahvil faizlerinin yükselmesi ve riskli varlıklarda satışların başlaması mümkündür.
Fed’in faiz artıracağı beklentisinin ilk ve en belirgin etkisi dolar üzerinde görülür. ABD faizlerinin yükselmesi, dolar cinsinden varlıkların getirisini artırdığı için küresel yatırımcıların ABD piyasalarına yönelmesine neden olabilir. Bu durumda dolar endeksi güçlenirken, gelişmekte olan ülke para birimleri üzerinde baskı oluşabilir.
Türkiye açısından baktığımızda ise konu daha da önem kazanıyor. Çünkü doların küresel ölçekte değer kazanması, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı riskini artırabilir. Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı bulunan ekonomilerde küresel faizlerin yükselmesi, dış borçlanma maliyetlerinin artması anlamına gelebilir. Bunun sonucunda hem kamu hem de özel sektör açısından finansman maliyetleri yükselebilir.

Fed faizlerinin yükselmesiyle birlikte ABD tahvil faizlerinin de yukarı yönlü hareket etmesi beklenir. Özellikle ABD 10 yıllık tahvil faizindeki yükseliş, dünya genelinde bir çeşit referans faiz etkisi yaratmaktadır. Yatırımcı açısından bakıldığında riskli bir ülkede yatırım yapmak yerine daha yüksek getiri sunan ve aynı zamanda dünyanın rezerv parası olan dolar cinsinden ABD tahvillerine yönelmek cazip hale gelebilir.
Bu durum borsalar açısından ise negatif bir tablo oluşturabilir. Faizlerin yükselmesi şirketlerin borçlanma maliyetlerini artırırken, gelecekte elde edilecek kârların bugünkü değerini de düşürür. Özellikle yüksek değerlemeye sahip teknoloji şirketleri ve büyüme beklentisi yüksek şirketler faiz artışlarından daha fazla etkilenebilir. Dolayısıyla Fed kaynaklı faiz artırım beklentisi küresel hisse senedi piyasalarında dalgalanmayı artırabilir.
Altın tarafında ise tablo biraz daha karmaşıktır. Doların değer kazanması ve ABD tahvil faizlerinin yükselmesi genellikle altın açısından negatif kabul edilir. Çünkü altın faiz getirisi sağlamayan bir varlıktır. Faizlerin yükseldiği ortamda yatırımcıların getirisi daha yüksek finansal araçlara yönelmesi altın talebini azaltabilir. Ancak jeopolitik risklerin ve ekonomik belirsizliklerin artması halinde güvenli liman talebi altını yeniden destekleyebilir.
Türkiye’de yatırımcı açısından en önemli konulardan biri de bu gelişmenin Borsa İstanbul ve döviz piyasasına yansımasıdır. Fed’in faiz artıracağı beklentisi güçlendikçe gelişmekte olan ülke piyasalarında risk iştahı azalabilir. Ancak Türkiye’nin kendi para politikası, enflasyon görünümü, rezervleri, cari dengesi ve uygulanan ekonomi programı da yatırımcı kararlarında belirleyici olacaktır. Dolayısıyla yalnızca Fed kararına bakarak Türkiye piyasaları hakkında kesin bir sonuç çıkarmak doğru değildir.
Bir başka önemli konu da emtia fiyatlarıdır. Güçlü dolar, başta petrol olmak üzere dolar üzerinden fiyatlanan birçok emtianın küresel talebini etkileyebilir. Petrol fiyatlarının düşmesi Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler açısından olumlu sonuçlar doğurabilir. Ancak doların aynı dönemde yükselmesi, enerji ithalatının TL karşılığındaki maliyeti artırabileceği için bu avantajın bir bölümü ortadan kalkabilir.
Bence burada yatırımcıların dikkat etmesi gereken en önemli nokta, tek bir faiz kararından ziyade Fed’in bundan sonraki döneme ilişkin mesajlarıdır. Fed faiz artırsa bile bunun geçici mi yoksa yeni bir sıkılaşma döneminin başlangıcı mı olduğu piyasaların asıl sorusudur. Aynı şekilde faiz artırımı yapılmasa bile Fed yetkililerinin daha şahin açıklamalar yapması piyasalarda ciddi hareketlere neden olabilir.
Sonuç olarak Fed’in faiz artırımı beklentisi, küresel finans piyasalarında domino etkisi yaratabilecek güçtedir. Doların güçlenmesi, tahvil faizlerinin yükselmesi, gelişmekte olan ülke para birimlerinin baskı altında kalması ve borsalarda oynaklığın artması bu sürecin doğal sonuçları arasında yer alabilir.
Türkiye açısından ise disiplinli ekonomi politikalarının, enflasyonla mücadelenin ve finansal istikrarın önemi daha da artmaktadır. Küresel faizlerin yükseldiği bir ortamda Türkiye’nin yatırımcı güvenini koruması, rezervlerini güçlendirmesi ve dış finansman ihtiyacını azaltması büyük önem taşımaktadır.
Kısacası artık piyasalar sadece “Fed faiz artıracak mı?” sorusuna değil, “Fed ne kadar süre yüksek faiz politikasını sürdürecek?” sorusuna cevap arıyor. Önümüzdeki dönemde küresel sermayenin yönünü belirleyecek en önemli unsurlardan biri de bu olacaktır. Yatırımcı açısından ise yüksek dalgalanma dönemlerinde duygusal kararlar yerine riskleri çeşitlendiren, veriye dayalı ve uzun vadeli bir yatırım anlayışı her zamankinden daha fazla önem taşıyor.
Kaynak: SANAYİ HABER AJANSI