Fon Krizi Neden Şimdi Ortaya Çıktı?

Yayınlama: 27.09.2026
2
A+
A-
Sanayi Haber Ajansı İstanbul Temsilcisi Ekonomist / Yazar

Türkiye finans piyasalarında son günlerde yaşanan fon krizi, yatırımcıların dikkatini bir anda yatırım fonlarına çevirdi. Sermaye Piyasası Kurulu’nun 7 portföy yönetim şirketinin yönettiği 131 fon için tasfiye sürecini başlatması, olayın boyutunu daha da büyüttü. Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken konu, bu problemin neden tam da şimdi görünür hale geldiğidir.

Çünkü finansal piyasalarda büyük sorunlar çoğu zaman bir günde ortaya çıkmaz. Riskler bir süre birikir, sistem çalışmaya devam eder ve bir tetikleyici ortaya çıktığında daha önce görünmeyen zayıflıklar bir anda belirginleşir. Fon piyasasında yaşanan son gelişmeleri de bu açıdan değerlendirmek gerekiyor.

Öncelikle serbest fonların yapısına bakmak gerekir. Bu fonlar, diğer yatırım fonlarına göre daha esnek yatırım stratejileri uygulayabilen ve ağırlıklı olarak nitelikli yatırımcılara yönelik ürünlerdir. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de yaşanan problemin toplam 2 bin 38 fonun 131’iyle ilgili olduğunu ve bunun sınırlı sayıdaki fonda kredi ve likidite problemi şeklinde ortaya çıktığını açıkladı.

Fakat “sınırlı sayıda fon” ifadesi, yaşananların önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü finans piyasalarında küçük bir alandaki yüksek kaldıraç veya yoğunlaşma, başka piyasalara da satış baskısı taşıyabilir.

Bana göre “neden şimdi?” sorusunun ilk cevabı, yeni düzenlemelerin eski portföy yapılarıyla karşılaşmasıdır.

SPK, ağustos sonunda serbest fonlara ilişkin yeni kurallar getirdi. Bu düzenlemelerde özellikle düşük halka açıklık oranına sahip, likiditesi sınırlı hisselerde fonların taşıyabileceği pozisyonlara ilişkin sınırlar sıkılaştırıldı. Düzenlemelerin kademeli olarak uygulanması öngörülürken bazı fonların mevcut portföylerini yeni kurallara uyarlaması gerekti. Reuters’ın aktardığı piyasa değerlendirmelerinde de bu düzenlemelerin bazı fonların pozisyonlarını yeniden gözden geçirmesine ve satışların artmasına katkıda bulunduğu belirtiliyor.

İşte kritik nokta burada ortaya çıkıyor.

Bir fonun portföyünde likit ve kolay satılabilen varlıklar bulunuyorsa, yatırımcıların yoğun biçimde fondan çıkmak istemesi yönetilebilir bir durum olabilir. Fakat portföyün önemli bölümü sığ, işlem hacmi düşük ve alıcı sayısı sınırlı hisselerden oluşuyorsa tablo değişir.

Fon yatırımcısı parasını istediğinde fon yöneticisinin nakit yaratması gerekir. Bunun yolu da portföydeki varlıkları satmaktır. Ancak piyasanın yeterince derin olmadığı hisselerde yüksek miktarda satış yapmak fiyatları hızla aşağı çekebilir. Fiyat düşünce fonun toplam değeri geriler. Bu durum yeni yatırımcıların da çıkış talebinde bulunmasına yol açabilir. Böylece satış ile değer kaybı birbirini beslemeye başlar.

Son gelişmelerde tam olarak böyle bir likidite baskısının ortaya çıktığına ilişkin değerlendirmeler yapıldı. Euronews’un aktardığı bilgilere göre bazı fonların düşük işlem hacmine sahip hisselerde oldukça büyük pozisyonlar taşıdığı, yatırımcıların çıkış talepleri karşısında likit varlıkların satılmasının da piyasa üzerindeki baskıyı artırdığı belirtildi. Ancak devam eden soruşturmalar nedeniyle tüm fonlar veya şirketler hakkında kesinleşmiş bir suç isnadı bulunduğu sonucuna varmak doğru değil.

İkinci önemli neden ise fon büyüklüklerinin ve belirli hisselerdeki yoğunlaşmanın zaman içinde artmış olmasıdır.

Bir şirket hissesinin önemli bölümünün birkaç fon tarafından tutulması, normal zamanlarda yüksek getiri sağlayabilir. Ancak piyasa tersine döndüğünde aynı yoğunlaşma ciddi bir likidite problemine dönüşebilir. Özellikle yatırımcıların aynı anda paralarını çekmek istemesi, fon yöneticilerini satış yapmaya zorlar.

Üçüncü neden ise güven faktörüdür.

Piyasalarda güven kaybı başladığında yatırımcı davranışı hızla değişebilir. Daha önce uzun vadeli yatırım yapan kişi, riskin arttığını düşündüğü anda parasını çekmek isteyebilir. Birkaç fonda ödeme güçlüğü haberinin çıkması da diğer fonlardaki yatırımcıları “Benim fonumda da aynı sorun olur mu?” sorusuna yöneltebilir.

Nitekim Pusula Portföy’ün bazı fonlarında yatırımcıların iade taleplerinin karşılanmasında sorun yaşandığının açıklanmasının ardından Tera Portföy tarafında da benzer problemlerin gündeme gelmesi, piyasalardaki endişeyi artırdı. Bu gelişmelerin ardından Borsa İstanbul’da da sert satışlar görüldü.

Dördüncü neden ise borçlanma ve teminat mekanizmasıdır.

Bazı fonların ellerindeki varlıkları teminat göstererek finansman sağlaması, yükselen piyasada getiriyi artırabilecek bir mekanizma olabilir. Ancak piyasa düşmeye başladığında teminat değerleri de düşer. Bu durumda ek teminat ihtiyacı doğabilir ve satış baskısı daha da artabilir.

Dolayısıyla fon krizini yalnızca “bazı fonlar yanlış yatırım yaptı” şeklinde değerlendirmek eksik olur. Burada portföy yoğunlaşması, likidite, teminat, yatırımcı davranışı ve yeni düzenlemelerin aynı döneme denk gelmesi birlikte değerlendirilmelidir.

SPK’nın 131 fon için tasfiye sürecini başlatması da bu nedenle önemli. Tasfiye işlemlerinin İş Bankası ve Ziraat Bankası aracılığıyla yürütülmesi ve sürecin en fazla üç ay içinde tamamlanmasının öngörülmesi, düzenleyici otoritenin sorunu kontrollü biçimde çözmeye çalıştığını gösteriyor.

Burada benim açımdan en önemli ders şudur: Finans piyasalarında yüksek getiri kadar, o getirinin nasıl elde edildiği de sorgulanmalıdır.

Bir fonun geçmişte çok yüksek getiri sağlaması, gelecekte aynı sonucu vereceği anlamına gelmez. Yatırımcı yalnızca getiriyi değil; fonun hangi hisselerde yoğunlaştığını, likiditesini, borçlanma düzeyini, risklerini ve çıkış koşullarını da bilmelidir.

Sonuç olarak fon krizinin şimdi ortaya çıkmasının tek bir nedeni yok. Yeni düzenlemeler mevcut portföylerdeki riskleri görünür hale getirmiş, yatırımcı çıkışları likidite ihtiyacını artırmış, bazı hisselerdeki yoğunlaşma satış baskısını büyütmüş ve güven kaybı süreci hızlandırmıştır.

Bu nedenle yaşananları yalnızca bir “fon skandalı” olarak görmek yerine, Türkiye sermaye piyasalarının likidite, şeffaflık, risk yönetimi ve yatırımcı güveni açısından önemli bir sınavı olarak değerlendirmek gerekir.

Çünkü finans piyasalarında asıl mesele krizin hiç yaşanmaması değil; risklerin büyümeden fark edilmesi, yatırımcıya zamanında ve doğru bilgi verilmesi ve sorun ortaya çıktığında kayıpların kontrol altında tutulabilmesidir.

 

Kaynak: SANAYİ HABER AJANSI

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.