Eylül’de İhracat Yükseldi, Şimdi Sıra Kalıcı Başarıda

Yayınlama: 05.10.2026
5
A+
A-
Sanayi Haber Ajansı İstanbul Temsilcisi Ekonomist / Yazar

Türkiye ekonomisi açısından her ihracat artışını yalnızca dış ticaret rakamlarındaki bir yükseliş olarak değerlendirmemek gerekiyor. Çünkü ihracat; üretim demektir, istihdam demektir, döviz geliri demektir ve en önemlisi Türkiye’nin dünya ekonomisindeki rekabet gücünün göstergelerinden biridir. Eylül ayında ihracatta yaşanan yükseliş de bu açıdan dikkatle değerlendirilmesi gereken önemli bir gelişmedir.

İhracatın yükselmesi elbette sevindirici. Ancak benim açımdan asıl önemli olan, bu artışın geçici mi yoksa sürdürülebilir bir eğilimin parçası mı olduğudur. Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca birkaç ay yüksek ihracat rakamlarına ulaşmak değil, yüksek katma değerli ve sürekli artan bir ihracat yapısını oluşturabilmektir.

Bugün dünya ekonomisinde rekabet şartları her geçen gün daha da zorlaşıyor. Çin, Avrupa Birliği, ABD ve Asya ülkeleri hem teknoloji hem de maliyet avantajları konusunda birbirleriyle yarışıyor. Böyle bir ortamda Türkiye’nin ihracatını artırması önemli olmakla birlikte, hangi ürünleri ve hangi pazarlara sattığımız da en az rakamın kendisi kadar önem taşıyor.

Eylül ayındaki ihracat yükselişine bu gözle bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye uzun yıllardır ihracatını artırmaya çalışıyor. Ancak ihracatımızın önemli bir bölümünün ithal girdilere bağlı olması, dış ticaret açısından önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor. Bir ürünü ihraç ederken kullandığımız enerji, hammadde, ara malı veya teknoloji büyük ölçüde ithal ediliyorsa, ihracat artışının ekonomiye sağladığı net katkı sınırlanabiliyor.

Bu nedenle bundan sonraki hedef yalnızca ihracat rakamını büyütmek olmamalıdır. İhracatın yerli katma değerini de yükseltmek zorundayız.

Özellikle savunma sanayii, makine, yazılım, otomotiv, elektronik, sağlık teknolojileri, kimya, tarım teknolojileri ve yenilenebilir enerji ekipmanları gibi alanlarda daha yüksek katma değerli ürünlere yönelmemiz gerekiyor. Türkiye’nin gelecekte daha fazla döviz kazanması, düşük maliyetli ürünleri daha fazla satmasından çok, daha teknolojik ve markalı ürünleri dünya pazarlarına sunmasına bağlı olacaktır.

Burada KOBİ’lerin rolünü de özellikle vurgulamak istiyorum. Türkiye’nin ihracatçı firmalarının önemli bir bölümünü KOBİ’ler oluşturuyor. Ancak birçok KOBİ finansmana erişim, yüksek üretim maliyetleri, kur riski, lojistik giderleri, teknoloji yatırımları ve dış pazarlara ulaşma konusunda ciddi zorluklar yaşıyor.

İhracatın sürdürülebilir olması için KOBİ’lerin desteklenmesi gerekiyor. Fakat bu destek yalnızca kredi vermek şeklinde düşünülmemeli. KOBİ’lerin dijitalleşmesi, markalaşması, e-ticaret kanallarına ulaşması, yeni pazarlara açılması ve yüksek teknolojili üretime geçmesi de desteklenmelidir.

Bir diğer önemli konu ise ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesidir.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile güçlü ticari ilişkileri bulunuyor. Ancak tek bir bölgeye veya birkaç pazara aşırı bağımlılık, küresel ekonomide yaşanabilecek dalgalanmalara karşı kırılganlık yaratabilir. Orta Doğu, Afrika, Asya, Latin Amerika ve Türk Cumhuriyetleri gibi bölgelerde Türkiye’nin ihracat potansiyelinin daha fazla değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü dünya ekonomisinde dengeler değişiyor. Yeni ticaret koridorları oluşuyor, ülkeler tedarik zincirlerini yeniden yapılandırıyor. Türkiye’nin coğrafi konumu burada önemli bir avantaj sağlıyor. Avrupa ile Asya arasında üretim, lojistik ve ticaret merkezi olma potansiyelimizi daha iyi kullanmalıyız.

Ancak ihracat artışının önündeki en önemli sorunlardan biri de maliyetlerdir. Enerji, işçilik, finansman, lojistik ve hammadde maliyetlerinin yüksek olması, Türk ihracatçısının uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü zorlaştırıyor. İhracatçının kur, faiz ve maliyet üçgeninde sıkışmaması gerekiyor.

Bu nedenle ihracat politikası, sanayi politikası ve finansman politikası birbirinden ayrı düşünülmemelidir.

Benim kanaatim, Eylül ayında görülen ihracat artışını olumlu bir gelişme olarak değerlendirmemiz gerektiği yönünde. Fakat asıl başarı, bu yükselişi gelecek aylarda ve yıllarda sürdürebilmektir.

Türkiye’nin güçlü bir ihracat ekonomisine ihtiyacı var. Bunun yolu ise daha fazla üretmekten, daha kaliteli üretmekten, teknolojiye yatırım yapmaktan ve yerli katma değeri yükseltmekten geçiyor.

İhracat sadece dışarıya mal satmak değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin dünyaya ne kadar güçlü olduğunu gösteren bir vitrindir.

Eylül rakamları bu vitrinin biraz daha aydınlandığını gösteriyor. Şimdi yapılması gereken, bu ışığın geçici olmamasını sağlamak. Bunun için üretimden finansmana, eğitimden teknolojiye, enerjiden lojistiğe kadar bütün alanlarda uzun vadeli ve kararlı bir stratejiye ihtiyacımız var.

Çünkü Türkiye’nin gelecekte daha güçlü bir ekonomi kurmasının yolu, yalnızca daha fazla ithalat yapmak veya iç tüketimi artırmak değil; dünyaya daha fazla ürün, daha fazla teknoloji, daha fazla marka ve daha fazla katma değer satmaktan geçiyor.

Eylül ayında ihracat yükseldi. Şimdi hedef, bu yükselişi kalıcı bir başarı hikâyesine dönüştürmek olmalıdır.

 

 

Kaynak: SANAYİ HABER AJANSI

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.